Irgatoğlu, geçici görevlendirmelerin çalışanlar arasında kalıcı bir iş yükü dengesizliğine dönüşmemesi gerektiğini belirterek kararların objektif ve şeffaf kriterlere göre alınması çağrısında bulundu.

“Çalışanın Beklentisi Sadece Eşitlik Değil, Hakkaniyet”

Yazısında Karacaoğlan’ın dizelerine de yer veren Irgatoğlu, çalışma hayatında adalet duygusunun yalnızca herkese aynı uygulamanın yapılmasıyla sağlanamayacağını ifade etti.

Eşitliğin kuralların aynı şekilde uygulanmasını, hakkaniyetin ise kişinin şartları, sorumlulukları ve ortaya çıkan sonuçların birlikte değerlendirilmesini gerektirdiğine işaret eden Irgatoğlu, çalışanların temel beklentisinin haklarının adil biçimde teslim edilmesi olduğunu vurguladı.

Ücret ve Görev Dağılımındaki Adaletsizliğe Dikkat Çekti

Irgatoğlu, çalışma hayatında aynı işi yapan personel arasındaki ücret farklılıkları, görev dağılımındaki dengesizlikler ve liyakat dışındaki kriterlerin öne çıkmasının kurumlarda huzursuzluğa neden olduğunu belirtti.

Bazı çalışanların sürekli avantajlı konumda tutulmasının çalışma barışını olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Irgatoğlu, yapılan düzenlemelerin gerçek anlamda hakkaniyet sağlayıp sağlamadığının uygulamadaki sonuçlara bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Geçici Görevlendirmeleri Gündeme Taşıdı

Sağlık Bakanlığı’nda uzun süredir devam eden bazı geçici görevlendirmelerin sonlandırılmasına yönelik uygulamalara da değinen Irgatoğlu, konunun iki yönlü değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Yıllardır geçici görev yaptığı yerde hayatını ve aile düzenini kuran çalışanların yaşayabileceği mağduriyetlerin dikkate alınması gerektiğini belirten Irgatoğlu, diğer taraftan kadrosunun bulunduğu kurumdan uzun süre ayrı kalan personelin meslektaşlarının daha fazla nöbet ve iş yüküyle karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekti.

“Bir Kişinin Geçici Görevi Başkasının Sürekli Yüküne Dönüşmemeli”

Geçici görevlendirmenin istisnai bir personel uygulaması olduğunu vurgulayan Irgatoğlu, uygulamanın yıllarca devam etmesinin bazı çalışanlar açısından avantaj, diğerleri açısından ise kalıcı iş yükü oluşturabileceğini belirtti.

Bu nedenle ihtiyaç bulunmayan görevlendirmelerin gözden geçirilmesinin çalışma barışına katkı sağlayabileceğini savunan Irgatoğlu, kararların kişilere göre değil, önceden belirlenmiş objektif ölçütlere dayanması gerektiğinin altını çizdi.

Aile Birliği ve Sağlık Mazereti Dikkate Alınmalı

Irgatoğlu’na göre görevlendirmeler değerlendirilirken sağlık hizmetinin ihtiyacı ve personel planlamasının yanı sıra aile birliği, sağlık mazereti ve engellilik gibi haklı gerekçeler de göz önünde bulundurulmalı.

Karar süreçlerinin şeffaflaştırılmasını isteyen Irgatoğlu, görevlendirmelerde süre sınırlarının açık biçimde belirlenmesi, standart değerlendirme veya puanlama sistemlerinin oluşturulması ve çalışanlara etkili itiraz mekanizmalarının sağlanması gerektiğini ifade etti.

Komisyonlarda Sendika Temsili Önerisi

Irgatoğlu, görevlendirmelerin değerlendirilmesi ve uygulamaların denetlenmesi amacıyla oluşturulabilecek komisyonlara ilişkin de öneride bulundu.

Bu komisyonlarda yetkili sendikanın yanı sıra durumu değerlendirilen çalışanın üyesi olduğu sendikanın da temsil edilmesinin sürecin şeffaflığına ve çalışanların adalet duygusuna katkı sağlayacağını belirtti.

“Sendikalar Bütün Çalışanların Hakkını Gözetmeli”

Sendikal mücadelenin yalnızca belirli bir grubun taleplerini savunmakla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Irgatoğlu, bütün çalışanların haklarını dikkate alan bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini kaydetti.

Kısa vadeli algı kaygılarıyla hareket edilmesinin çalışanlar arasındaki dayanışmaya zarar verebileceğini belirten Irgatoğlu, güçlü çalışma barışının ancak ortak adalet duygusuyla kurulabileceğini ifade etti.

“Gerçek Hakkaniyet, Terazinin Doğru Tartmasını İstemektir”

Irgatoğlu, değerlendirmesini hakkaniyet vurgusuyla tamamladı. Hak aramanın başka çalışanların haklarını zedelemeden yapılması gerektiğini belirten Irgatoğlu, uzun süre devam eden istisnai uygulamaların zaman içinde yeni eşitsizliklere yol açabileceğine dikkat çekti.

Irgatoğlu, adil bir çalışma düzeninin kişisel ayrıcalıklar üzerinden değil, herkes için geçerli objektif kurallar ve ortak güven duygusu üzerinden kurulması gerektiğini vurguladı.

Pazartesi Konuşmaları – 19

Hakkaniyet mi, Hakka – Niyet mi?

“Karac’oğlan der ki her sözüm haktır
Yiğit olmayanın yalanı çoktur
Cehennem yerinde hiç ataş yoktur
Herkes ataşını bile götürür.”

Açgözlü olan bu dünyanın içinde insanı en çok huzursuz eden durumlardan biri haksızlığa uğradığını hissetmesidir. Bu nedenle insan onuru, kazanılandan ya da kaybedilenden daha çok hakkın teslim edilip edilmemesi ile ilgilenir. Bu durumdaki insanın beklentisi eşitlik değil hakkaniyettir. Çünkü eşitlik çoğu zaman kuralların uygulanmasını ifade ederken, hakkaniyet ise kuralların arkasındaki vicdanı ve dengeyi temsil eder. Mesele, sadece hakkı teslim etmek veya herkesi aynı sonuca ulaştırmak değildir; hak terazisinde hakkı pay etmek, her şeyi ölçüsüne göre değerlendirebilmektir.

Karacaoğlan’ın dörtlüğü de, insanın en büyük hesabını başkalarıyla değil, kendi vicdanıyla vereceğini hatırlatıyor. İnsan başkasına yaptığı iyiliği de haksızlığı da, ayrıcalığı da aslında kendi terazisine yükler. Bu yüzden sadece herhangi bir hakkı talep etmek ya da bir hakka sahip olmaktan daha çok hakkaniyeti sağlamak için mücadele verilmelidir.

TÜRK-İŞ’ten Vergi ve Ücret Politikalarına İlişkin Çağrı
TÜRK-İŞ’ten Vergi ve Ücret Politikalarına İlişkin Çağrı
İçeriği Görüntüle

Bu kavrama farklı bir pencereden bakıldığında ise “hakka-niyet” şeklinde bir okuma da yapabiliriz. Burada “hak” ile “niyet” birlikte düşünüldüğünde; sadece sonucun değil, o sonuca götüren idari ve insani niyetin de adalet tartısına dahil edilmesi gerektiğini anlamak mümkündür.

Kamu yönetiminde, özellikle Sağlık Bakanlığı gibi geniş ve karmaşık hizmet alanlarında yapılan bazı uygulamalar da zaman zaman bu “hakka-niyet” çerçevesinde, yani hem kurumsal ihtiyacı hem de bireysel mağduriyetleri dengelemeye çalışan bir iyi niyet arayışı olarak okunabilmektedir. Ancak bu okuma, niyetin tek başına yeterli olduğu anlamına gelmez; niyetin hakkaniyet üretip üretmediği, sonuçlarıyla birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkacaktır.

Çalışma hayatında bunun sayısız örneği vardır. Aynı işi yapan insanlar arasında ücret dengesizliği, görev dağılımındaki adaletsizlik, liyakat yerine farklı ölçütlerin öne çıkması ya da bazı çalışanların sürekli avantajlı konumda tutulması, kurumların en büyük huzursuzluk kaynaklarından biridir. Yapılan düzenlemelerin hakka-niyeti de, herkes için hakkaniyet sağlayıp sağlamadığı da somut uygulamalarda gizlidir.

Son dönemde Sağlık Bakanlığı’nda uzun süredir devam eden bazı geçici görevlendirmelerin sonlandırılmasına yönelik uygulamalar da bu açıdan dikkate değerdir. Elbette yıllardır geçici görevle çalışan, hayatını buna göre kurmuş, ailesini ve düzenini bu görevlendirmeye göre şekillendirmiş çalışanların yaşadığı zorluklar görmezden gelinemez. Her idari kararın insani bir boyutu vardır. Ancak meselenin diğer tarafı da vardır. Bir sağlık çalışanı geçici görevle başka bir kurumda çalışırken, kadrosunun bulunduğu kurumda aynı unvandaki meslektaşları daha fazla nöbet tutuyor, daha ağır iş yükü üstleniyor ve personel eksikliği nedeniyle daha yoğun çalışıyor olabilir. Bir kişinin geçici görevi, başka bir kişinin sürekli yükü haline gelebilir. İşte hakkaniyet tam da burada devreye girer.

Geçici görevlendirme, istisnai bir idari araçtır; kalıcı bir personel rejimi değildir. Eğer bu uygulama yıllarca devam eder, belirli kişiler için sürekli bir avantaj üretir ve diğer çalışanlar açısından kronik bir iş yükü dengesizliği oluşturursa, o zaman iyi niyetle başlayan bir uygulama hakkaniyet sorununa dönüşebilir ki örnekkerini de görüyoruz. Bu nedenle geçici görevlerin gözden geçirilmesi veya gerçekten ihtiyaç bulunmayan görevlendirmelerin sona erdirilmesi, doğru uygulandığında kurumsal adalet açısından olumlu sonuçlar doğurabilir. Buradaki kritik nokta, kararın keyfi değil; objektif ölçütlerle alınmasıdır.

Bu açıdan sağlık hizmetinin gerekliliği, personel ihtiyacı, aile birliği, sağlık mazereti, engellilik durumu ve benzeri meşru gerekçeler titizlikle değerlendirilmelidir. Bunun yanında, karar süreçlerinin şeffaflaştırılması, süre sınırlarının netleştirilmesi, benzer durumlar için standart puanlama veya değerlendirme sistemlerinin uygulamaya koyulması ve itiraz/inceleme mekanizmalarının işletilmesi de hakkaniyetin güçlenmesine katkı sağlayacaktır. Bu çerçevede, objektif önerilerin hayata geçirilmesini ve uygulamaların denetlenmesini sağlamak üzere kurulacak olan komisyonda yetkili sendikanın ve durumu değerlendirilen çalışanın üyesi olduğu sendikanın da temsil sahibi olması, sürecin hem şeffaflığını hem de hakkaniyetini güçlendirecektir.

Bugün emek mücadelesi veren sendikaların ve çalışan temsilcilerinin de en önemli sorumluluğu budur. Sadece bir grubun değil, bütün çalışanların hakkını gözeten bir dil geliştirmek zorundayız. Algı kaygısıyla günü kurtarmak çalışanlara karşı en büyük saygısızlıktır. Kulağa hoş gelen bu tarzda bir mücadele bir süre sonra dayanışmayı da parçalayacaktır. Dayanışmanın olmadığı yerde ise ne güçlü bir sendikal mücadele ne de güçlü bir çalışma barışı kurulabilir.

Bu haftanın konuşması bize şunu hatırlatıyor:
Hak aramak, başkasının hakkını çiğnemeden, kendisi için bir ayrıcalık talebinde bulunmadan, herkesin hakkını gözetebilmektir. Kalıcı istisnalar, zamanla görünmeyen haksızlıklara dönüşebilir. Hakkaniyet ise bazen zor kararlar almayı gerektirir; şayet o zor kararlar herkes için ortak bir güven duygusu oluşturuyorsa, uzun vadede kurumu da çalışanı da güçlendirir.

Gerçek hakkaniyet, terazinin kefesini kendimize doğru çekmek değil; terazinin doğru tartmasını istemektir. Çünkü en sonunda hepimiz aynı terazinin önünde duracağız. Hakka-niyetimiz, hakkaniyet olsun.