Ülkemizde birden fazla kurumun gerçekleştirdiği enflasyon araştırmaları arasında neredeyse 120 puanlık bir fark bulunuyor. Bu durum, bakanlıkların bir önceki yıl bütçeleri ile 2024 yılı bütçe talepleri arasındaki büyük farklarla da örtüşüyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bütçe görüşmelerinde, bakanlıkların bütçe taleplerindeki hızlı artışlara karşın, memur ve emekli zam oranlarının %15 olarak belirlenmesi, enflasyon farkı ödemelerindeki tutarsızlığı gözler önüne seriyor. Bu durum, enflasyon farkının sadece bir zam olmadığı, gerçek anlamda bir düzelme sağlamadığı yönündeki eleştirilere neden oluyor. Bu eleştiriler, yıllardır dile getirilmiş olup, gündemdeki yerini koruyor.

Kamuoyu, enflasyon farkı ödemelerinin adil ve gerçekçi bir şekilde belirlenmesi için sürekli olarak daha şeffaf ve hesaplanabilir bir sistem talep ediyor.

Yoksulluk sınırının kırk beş bin lira olarak belirlendiği ülkemde en düşük memur aylığının otuz üç bin lira olmasını biz kabul etmiyoruz. Memur yoksulluk sınırı ile açlık sınırı arasında yaşam mücadelesi veriyor. Dün emekli şehri diye tanımlanan illerde bile konut kiraları on bin liradan başlıyor. Bir kilo peynir üç yüz lira, bir kilo kıyma dört yüz elli lira, bir çift ayakkabı üç dört bin lira, bir pantolon bin beş yüz lira, faturalar almış başını gitmiş biz halen otuz üç bin liranın ne büyük para olduğunu konuşuyoruz.

Aylık geliri neredeyse yirmi asgari ücret tutarında olan beyler tv programlarında otuz kırk bin lirayı parlatıyor ve cümlesine “her memur mutlaka bir memurla evli ve günümüz şartlarında evine en az yetmiş, seksen bin lira giriyor, bu da Türkiye şartlarında az para değil” diyor. Aydın kesim bunlar, okumuş kültürlü insanlar. Biz o çift maaşlı arkadaşlarında mali durumlarını biliyoruz! Peki, bekâr memur ne yapacak, memur bir eş bulamazsa ne olacak? Böyle bir mantık olabilir mi?  Kırk yıl devlet babaya hizmet etmiş memleketin en ücra köşelerinde çalışmış emekli bir devlet memuru eşi ile birlikte dört emekli aylığı alsa yine geçinemez, markette pazarda eline aldığı ürünü evirir çevirir yerine geri bırakır. Evde tüm petekleri açmaz, tv ışığında oturur. Kahveye gitmek yerine belediyelere ait parklarda zaman geçirip sohbet eder.

Tüm bunların müsebbibi olarak birçok kamu görevlisi ve emeklimiz hükümetleri sorumlu tutar, hayır bunun sorumlusu hükümet veya falanca bakan değildir. Bunun sebebi memurun kendisini temsil etmesi için temsil kabiliyetini yitirmiş siyasi sendikalara üye olmalarıdır. En kötüsü lise mezunu eğitime sahip kamu görevlileri yıllardır üç puan, beş puana imza atan sendikaya üye olarak destek veriyor. Bir silkelenip “ben neden bu sendikaya destek oluyorum” demiyor. Ne diyor “hükümetin sendikası” diyor. Allah aşkına hükümetin sendikası mı olur? Madem hükümetin sendikasına üyesin neden cep delik cepken delik?

Sendikaya bakın; Market açıyor, onlarca kez müjde diye duyurduğu kreş meselesi çözülmeyince kendi kreşlerini açıyor, buna da hizmet diyor. Ankara’ya hastası ile gelen üyemiz Aşti’den havalimanından gideceği noktaya tarafımızca tahsis edilen ticari taksi ile gitsin parasını ben ödeyeceğim diyor. Memuru nasıl muhtaç hale getirdiğinizi bu sözde hizmetlerinizle tescil etmeye devam edin bakalım. Umarım üç harfli marketlerin rakibi olursunuz.

Toplu İş Sözleşmesinde Anlaşma Sağlanamadı: Memurlar Eylemde! Toplu İş Sözleşmesinde Anlaşma Sağlanamadı: Memurlar Eylemde!

Daha dün enflasyon oranı açıklandıktan sonra yetkili konfederasyonun başkanı bir sosyal medya üzerinden cılız bir sesle sırça köşkünden “kamu görevlilerine ve emeklilerine iyileştirme yapılmalıdır” diye sesleniyor. Halen 1. Dereceye 3600 ek gösterge, gelir vergisinin % 15’e sabitlenmesi, yardımcı hizmetler sınıfının genel idari hizmetler sınıfına geçirilmesi falan falan şeklinde sıralıyor. İsveç’in Nato üyeliği konusunda Milletvekillerine balans ayarı niteliğinde yükselttiğin sesini sıraladığın sorunların çözümü için neden yükseltmiyorsun?

Bu açıklamalar üzerine kendimizi yetkili sendika başkanı, arkadaşları da yeni teşkilatlanan sendika başkanı zannediyoruz. Bu sıraladıklarının vebali senin omuzlarında hatırlatayım, yetkili sendikanın başkanı sensin, sen.

Diğer kıymetli başkanımızda “memura refah payı şart oldu” demiş. Resmen kamu görevlileri ve emekliler ile dalga geçiyorlar. Haklısınız yedinci dönem toplu sözleşmeyi biz Demokratik Sağlık Sen olarak imzaladık, tarihi kazanımları biz elde ettik, memuru enflasyona biz ezdirmedik. Rabbim bizi affetsin.

Allah’tan kamu görevlileri için kılık kıyafet yönetmeliğine karşı sendikaların sivil itaatsizlik kararları varda vatandaş ek iş olarak manav tezgâhtarlığı yapan, lokantada garsonluk, kuryelik v.b. işler yapan memuru tanıyamıyor.

Memurun ve emeklinin bugün bu halde olmasının iki ana nedeni vardır. Birincisi “hükümetin sendikası” düşüncesi ile üye oldukları sendikalar, ikincisi ise temsil kabiliyetini yitirmiş siyasi sendikalar. Umarım her iki kesimde yanlışlarından geri döner.

Togan Demircan

Demokratik Sağlık Sen

Genel Başkanı