Hastanelerde ve kliniklerde artan personel açığı, yalnızca sağlık çalışanlarının çalışma düzenini değil, sunulan sağlık hizmetinin niteliğini de doğrudan etkiliyor.
Puantajdan izne kadar her alanda sorun yaşanıyor
Hemşire yetersizliği nedeniyle sorumlu hemşirelerin aylık puantajları hazırlamakta güçlük çektiği belirtiliyor. Personel planlamasında yaşanan sıkıntılar, yıllık izin süreçlerine de yansıyor. Birçok hemşire, izin hakkını istediği tarihte kullanamıyor.
Öte yandan sağlık çalışanlarının hastalandıklarında dahi nöbete gelmek zorunda kaldığı, mevcut personel sayısının iş yükünü karşılamada yetersiz kaldığı ifade ediliyor.
Klinikler tek hemşireyle hizmet vermeye çalışıyor
Sahadaki eksiklik, kliniklerin işleyişinde de ciddi aksamalara yol açıyor. Bazı birimlerin tek hemşireyle hizmet vermek zorunda kaldığı, bunun da hem çalışanlar üzerinde baskıyı artırdığı hem de hizmetin sürdürülebilirliğini zorlaştırdığı vurgulanıyor.
Başhemşirelerin ise neredeyse her gün il sağlık müdürlüklerinden hemşire talebinde bulunduğu, buna rağmen ihtiyacın karşılanamadığı aktarılıyor.
Yeni klinikler açılamıyor, listeler tamamlanamıyor
Hemşire eksikliği sadece mevcut sistemin işleyişini değil, planlanan sağlık yatırımlarını da etkiliyor. Klinik listelerinin oluşturulmasında sorun yaşanırken, açılması planlanan yeni kliniklerin de personel yetersizliği nedeniyle faaliyete geçirilemediği belirtiliyor.
Bu durumun sağlık kurumlarının kapasitesini sınırladığı ve hizmete erişimde yeni sorunlar doğurduğu ifade ediliyor.
Artan mesai tükenmişliği derinleştiriyor
Personel açığı nedeniyle artan nöbet ve mesai yükünün hemşireler üzerinde ciddi bir yıpranmaya yol açtığına dikkat çekiliyor. Uzayan çalışma saatleri ve dinlenme imkanlarının azalması, sağlık çalışanlarını hızla tükenmişlik ve bıkkınlık noktasına sürüklüyor.
Uzmanlar ve saha çalışanları, bu tablonun uzun vadede hem çalışan sağlığını hem de hasta güvenliğini tehdit ettiğini belirtiyor.
Sorun açık, ama adı konulmuyor
Tüm bu tabloya rağmen, sahada yaşanan temel problemin çoğu zaman açık şekilde dile getirilmediği ifade ediliyor. Oysa yaşanan sıkıntının merkezinde doğrudan hemşire eksikliği bulunduğu, buna karşın konunun farklı başlıklar altında tartışıldığı belirtiliyor.
“Mesele atama söylemi değil, sahadaki gerçek ihtiyaç”
Değerlendirmelerde, konunun yalnızca atama söylemi üzerinden ele alınmasının sorunun özünü perdelediği savunuluyor. Sağlık çalışanlarının yaşadığı tükenmişlik, iş yükü ve hizmetteki aksamaların bir “prim” meselesi değil, doğrudan sağlık sisteminin işleyişiyle ilgili temel bir sorun olduğu vurgulanıyor.
Yetkililerin, hem çalışanların tükenmesini hem de vatandaşın aldığı sağlık hizmetindeki aksaklıkları dikkate alarak, sahadaki gerçek ihtiyaca odaklanması gerektiği ifade ediliyor.