AKP hükümeti tarafından 12 Ağustos 2025’te açıklanan zam teklifi, 2026 yılı için yüzde 10 artı yüzde 6, 2027 yılı için ise yüzde 4 artı yüzde 4 oranında belirlenmişti. Bu teklif, kamuoyunda "sefalet zammı" olarak nitelendirildi. Yetkili sendika Memur-Sen ve Türkiye Kamu-Sen dışındaki konfederasyonlar ise ortak bir tepkiyle eylem ve iş bırakma kararı aldı. Gelen tepkilerin ardından zam teklifinde güncellemeye gidilse de süreç Hakem Kurulu’na taşındı.
Sağlık iş kolu özelinde, performansa dayalı ödemelerin tartışmalı yapısı nedeniyle örgütlü bir tepki ortaya konulmasında zorluk yaşandığı gözlemlendi.
Performansa Dayalı Ödemeler Ne Zaman Başladı?
Türkiye’de sağlıkta performans sisteminin temelleri, 1990’lı yıllarda IMF ve Dünya Bankası destekli sağlık reformları kapsamında atıldı. AK Parti’nin iktidara gelmesinin ardından Sağlıkta Dönüşüm Programı ile performansa dayalı ödeme sistemi yaygınlaştırıldı.
Bu sistemle birlikte sağlık emekçilerine esnek ödeme biçimleri sunulmaya başlandı. 2022 yılında yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği ile performansa dayalı ücretlendirme daha da güçlendirildi. Ancak bu süreçte sağlık hizmeti parça başı işlemle değerlendirilmeye başlanarak sağlık, metalaştırıldı; sağlık kurumları ise adeta işletmelere dönüştü.

Sendikalarda Dönüşüm ve Tepki
Performans sistemine karşı örgütlü sendikal direnişin yerini, farklı meslek grupları için daha fazla ödeme talep eden bir yaklaşıma bıraktığı görülüyor. Öte yandan, yandaş sendikalara olan güvenin azalması, sağlık emekçilerini “siyaset üstü” görünen ancak yine dar meslek çıkarlarını önceleyen yeni sendikal yapılara yönlendirdi. Bu durum, yeni bir sarı sendikacılığın doğmasına neden oldu ve sağlık çalışanlarının örgütlü gücü ciddi biçimde zayıfladı.
Son Üç Yılda Maaş Gerçeği
Resmi enflasyon oranlarının altında kalan maaş zamları, sağlık emekçilerini doğrudan etkiledi. 2022 sonrası yürürlüğe giren Ek Ödeme Yönetmeliği ile birlikte maaşların önemli kısmı temel ve teşvik ek ödemelerden oluşmaya başladı. Bu ödemeler emekliliğe yansımadığı için sağlık çalışanlarının geleceği açısından büyük bir risk barındırıyor.

Özellikle hekimlerde maaş içindeki temel ek ödeme oranı %39-42, hemşirelerde ise %16-28 arasında değişiyor. Teşvik ödemeleri de eklendiğinde toplam gelirin yarısından fazlası ek ödemelerden oluşuyor. Bu tablo, gelir güvencesini ortadan kaldırıyor.
Piyasalaşma ve Güvencesizlik
Ek ödemeler, sağlık emekçilerinin ücret güvencesini zayıflatırken sınıfsal dayanışmayı da sekteye uğratıyor. Sağlık alanında yaşanan piyasalaşma, emekçilerin parçalanmasına ve örgütsüz kalmasına neden oluyor. Türk Tabipleri Birliği’nin yıllardır dile getirdiği performans sistemi eleştirileri, günümüzde de geçerliliğini koruyor.
Genel Sağlık-İş’in 8. Dönem Toplu Sözleşme sürecinde dile getirdiği gibi, emekliliğe yansıyacak, tek kalemde ödenen insanca yaşanabilir bir ücret sistemi talebinden vazgeçilmemeli.
Özelleşme Derinleşiyor
Öte yandan, özel hastaneler toplam hastane yatak kapasitesinin üçte birini, özellikli birimlerin ise yarısından fazlasını elinde bulunduruyor. Devlet hastanelerinde ise hizmet alımı yöntemiyle örtülü bir özelleştirme süreci sürdürülüyor.
Sonuç Yerine: Sağlıkta Devletleştirme Şart
Sağlık sisteminde sürdürülen piyasacı politikaların sonucu olarak, kamu hastanelerinde çalışan emekçilerin ücretleri baskılanmakta ve güvencesiz ek ödeme modelleri yaygınlaştırılmaktadır. Bu durum, sağlık emekçilerinin yoksullaştırılmasında temel mekanizma haline gelmiştir.
Sağlık emekçilerinin emeğine sahip çıkmasının ve nitelikli bir sağlık sisteminin yeniden inşasının yolu, sağlıkta piyasalaşmanın sona erdirilmesinden, yani sağlıkta devletleştirmeden geçmektedir.





