Genç Sağlık Sendikası Genel Sekreteri Furkan Ali Çiftçioğlu, Yeni Şafak’ta yayımlanan köşe yazısında ekonomik belirsizlik, yalnızlık ve düşen doğurganlık arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
Çiftçioğlu, “önce biriktireyim” düşüncesinin milyonlarca kişi açısından hayatı sürekli erteleyen bir düzene dönüştüğünü savundu.
“Birikim orucu ve yalnızlık ekonomisi” başlıklı yazısında ekonomik göstergelerle Türkiye’nin değişen hane ve nüfus yapısını birlikte değerlendiren Çiftçioğlu, barınma ve gelecek kaygısının evlilikten çocuk sahibi olmaya kadar birçok önemli kararı ötelediğini ifade etti.
“Ramazan Orucunun İftar Vakti Var, Birikim Orucunun Yok”
Çiftçioğlu, yazısında yaşanan süreci “birikim orucu” kavramıyla tanımladı.
Tasarrufun normal şartlarda gelecekteki bir hedefe ulaşmak amacıyla belirli bir süre boyunca tüketimden vazgeçmek anlamına geldiğini belirten Çiftçioğlu, ekonomik belirsizliğin bu sürenin sonunu öngörülemez hale getirdiğini savundu.
Durumu, “Ramazan orucunun bir iftar vakti vardır. Birikim orucunun yoktur” sözleriyle anlatan Çiftçioğlu, Türkiye’de tasarruf davranışının giderek “kalıcı bir erteleme rejimine” dönüştüğü değerlendirmesinde bulundu.
Sürekli “Yetecek mi?” Kaygısı Kararları da Etkiliyor
Yazıda ekonomik belirsizliğin yalnızca kişilerin harcamalarını değil, gelecek hakkında karar verme biçimlerini de etkilediği görüşüne yer verildi.
Çiftçioğlu, sürekli gelir-gider hesabı yapmak zorunda kalan kişilerin evlilik, çocuk sahibi olma veya ev alma gibi uzun vadeli sorumluluk gerektiren kararlardan uzaklaşabildiğini belirtti.
Bu durumu, “Sürekli ‘Yetecek mi?’ hesabı yapan bir zihin, belirsizlik içeren, uzun vadeli, geri dönüşü olmayan kararları yalnızca istemez değil, verecek bilinci de kaybeder” ifadeleriyle değerlendirdi.
Ekonomik daralma dönemlerinde vazgeçilen ilk harcamalar arasında sosyalleşmeye ayrılan kaynakların da bulunduğunu belirten Çiftçioğlu, bunun insan ilişkileri üzerinde uzun vadeli sonuçlar doğurabileceğini savundu.
Konut Fiyatı Yıllık Hane Gelirinin 12,6 Katına Ulaştı
Çiftçioğlu’nun yazısında yer verdiği verilere göre, Türkiye’de hane halkı tasarruf oranı 2018’de yüzde 16,5 seviyesindeyken 2024 yılında yüzde 11,3’e kadar geriledi.
Ortalama konut fiyatının yıllık hane gelirine oranının ise 12,6 kata ulaştığı belirtildi. Yazıda karşılaştırma amacıyla bu oranın Almanya’da 4, Japonya’da ise 3,7 olduğu aktarıldı.
Çiftçioğlu, söz konusu göstergelerin insanların daha fazla çalışmasına rağmen birikim hedeflerine ulaşmasının giderek zorlaştığı bir ekonomik tablo ortaya çıkardığını ifade etti.
Tek Kişilik Haneler Artıyor: 5,5 Milyon Kişi Yalnız Yaşıyor
Köşe yazısının dikkat çeken başlıklarından birini de Türkiye’de değişen hane yapısı oluşturdu.
Çiftçioğlu’nun aktardığı verilere göre, yaklaşık 10 yıl önce her 7 haneden biri tek kişilik hane durumundayken bugün bu oran her 5 haneden birine kadar yükseldi.
Tek başına yaşayanların sayısının 5,5 milyon kişiye ulaştığı, bu nüfusun yaklaşık üçte birini ise yaşlıların oluşturduğu belirtildi.
Çiftçioğlu, yalnızlığın yalnızca sosyolojik bir olgu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunarak konuyu halk sağlığı açısından da ele aldı.
“Yalnızlık Artık Epidemiyolojinin Konusu”
Dünya Sağlık Örgütü verilerine atıfta bulunan Çiftçioğlu, dünya genelinde her 6 kişiden birinin yalnızlıktan etkilendiğini ve sosyal bağlantı eksikliğinin yılda 871 binden fazla ölümle ilişkilendirildiğini aktardı.
Bu tabloyu “Yalnızlık artık epidemiyolojinin konusu” sözleriyle değerlendiren Çiftçioğlu, yalnızlığın sağlık politikalarında da dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
Yazıda ayrıca tek başına yaşamanın bazı durumlarda tasarruf amacıyla veya ekonomik zorunlulukların sonucu ortaya çıkan bir yaşam biçimi olabileceği, buna karşılık tek kişilik yaşamın kişi başına barınma ve temel giderleri artırarak yeni bir ekonomik yük oluşturabileceği değerlendirmesine yer verildi.
Doğurganlık Hızı 1,42’ye Geriledi
Çiftçioğlu, ekonomik belirsizlik ve ertelenen hayat planlarının en önemli sonuçlarından birinin demografik göstergelerde ortaya çıktığını savundu.
Yazıda paylaşılan verilere göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2025 yılında 1,42 çocuğa kadar gerilerken, nüfusun kendisini yenileme düzeyi olarak kabul edilen 2,10’un oldukça altında kaldı.
Doğum sayısının 2016’dan bu yana yaklaşık üçte bir azaldığı, ilk kez anne olma yaşının ise 27,5’e yükseldiği belirtildi.
25-29 Yaş Grubunda 3,5 Milyon Kişi Hiç Evlenmedi
Genç nüfusun evlilik ve aile kurma eğilimlerine ilişkin veriler de yazının öne çıkan bölümleri arasında yer aldı.
Çiftçioğlu, 25-29 yaş grubunda yaklaşık 3,5 milyon kişinin hiç evlenmediğini, bu gruptaki kişilerin yaklaşık yüzde 70’inin anne ve babasıyla yaşamaya devam ettiğini aktardı.
Düşen doğurganlığı ekonomik şartlarla ilişkilendiren Çiftçioğlu, “Gerileyen doğurganlık hızı ‘önce biriktirelim’ diyen bir neslin sessiz faturasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
UNFPA verilerine de atıfta bulunan Çiftçioğlu, gençlerin aile kurma isteğinin tamamen ortadan kalkmadığını; ekonomik belirsizlik, konut sorunu ve güvencesiz istihdam koşullarının bu kararların ertelenmesinde etkili olduğunu savundu.
Çözüm İçin 4 Öneri: Konut, Kreş, Enflasyon ve “Yalnızlık Endeksi”
Çiftçioğlu, yazısında sorunun çözümüne yönelik politika önerilerine de yer verdi. Buna göre konut maliyetlerinin daha öngörülebilir hale getirilmesi ve sosyal kiralık konut stokunun artırılması, kesintisiz kreş ve okul öncesi eğitim hizmetlerine erişimin güçlendirilmesi ile enflasyonla kararlı mücadelenin öncelikli adımlar arasında olması gerektiği ifade edildi.
Dördüncü öneri ise Türkiye’de yalnızlığın düzenli olarak ölçülmesini sağlayacak bir “yalnızlık endeksi” oluşturulması oldu.
Çiftçioğlu bu önerisinin gerekçesini, “Ölçülmeyen hiçbir şey yönetilemez” sözleriyle açıkladı.
“Birikim Yaparken Hayatı Erteliyoruz”
Çiftçioğlu’nun değerlendirmesinde ekonomik sorunların yalnızca gelir, enflasyon veya tasarruf rakamlarından ibaret olmadığı; insanların ne zaman evleneceğinden çocuk sahibi olup olmayacağına, nerede yaşayacağından sosyal ilişkilerine kadar uzanan geniş bir alanı etkilediği görüşü öne çıktı.
Yazının sonuç bölümünde ise Türkiye’deki ekonomik ve toplumsal dönüşüm şu ifadeyle özetlendi:
“Birikim orucu tuttuğumuzu sanırken, aslında yalnızlık ekonomisine abone oluyoruz.”