Bu durumdan en fazla etkilenen kesimlerin başında ise hemşireler geliyor.
İzin Günleri Fiilen Ortadan Kalkıyor
Personel yetersizliği gerekçesiyle hazırlanan nöbet listelerinin sık sık bozulması, hemşirelerin izin günlerinde dahi göreve çağrılmasına yol açıyor. Bir dönem istisnai durumlar için başvurulan bu yöntem, bugün birçok kurumda alışkanlığa dönüşmüş bir yönetim anlayışı haline gelmiş durumda.
“Acil” Gerekçesi Kalıcı Bir Uygulamaya Dönüştü
İzinli günde nöbete çağırmak; deprem, afet ya da olağanüstü durumlar için öngörülmüş bir uygulamayken, artık günlük işleyişin parçası haline gelmiş bulunuyor. Bu yaklaşım, hemşireleri sürekli göreve hazır bekleyen birer “yedek personel” gibi görme anlayışını pekiştiriyor.
Özel Hayat ve Dinlenme Hakkı Görmezden Geliniyor
Hemşirelerin de planlı bir yaşamı, ailesi, sosyal sorumlulukları ve dinlenme ihtiyacı olduğu gerçeği çoğu zaman göz ardı ediliyor. Sürekli değişen listeler ve ani çağrılar; fiziksel yorgunluğun yanı sıra psikolojik tükenmişliği de derinleştiriyor.
Sorun Yönetimle Değil, Planlamayla Çözülür
Personel açığını geçici çağrılarla kapatmak, sorunu çözmek yerine kalıcı hale getiriyor. Etkili insan gücü planlaması yapılmadıkça, hemşirelerin fedakârlığı sistemin temel dayanağı haline geliyor. Oysa sürdürülebilir sağlık hizmeti, haklara saygılı ve öngörülebilir çalışma düzeni ile mümkündür.
Hemşireler Asker Değil, Sağlık Emekçisidir
Hemşireler “hazır kıta” askerler değildir. Sürekli göreve çağrılabilen, izin hakkı fiilen askıya alınmış bir meslek grubu gibi görülmeleri; hem mesleğin saygınlığına hem de sağlık hizmetinin kalitesine zarar vermektedir. Bu anlayışın değişmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.