Bu konuyla ilgili olarak, kendi çocuğumun yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak düşündüklerimi paylaşmak istiyorum. En iyi okullardan mezun olan çocuklarımızın bile Türkçe konusunda sıkıntılar yaşadığını gözlemlemek beni derinden etkiliyor. 10 yaşındaki oğlumun, kendini ifade edememesi, sınırlı kelime dağarcığıyla cümle kurmaya çalışması, temel dil bilgisi kurallarını bilmemesi ve konuştuğu gibi yazması veya bazen hiç yazamaması gerçekten endişe verici. 

Bu nedenle Türkçenin 'baraj' ders olarak kabul edilmesi ve not sistemi içine alınmasını memnuniyetle karşıladım. Belki, bu sayede çocuklarımız anadillerini öğrenme fırsatı bulabilirler diye düşündüm.

Ancak, bu sorunun başka çözüm yolları olabilir mi? Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) eski Talim Terbiye Kurulu Başkanı ve eğitim bilimci Prof. Dr. Burhanettin Dönmez'in görüşlerini almak istedim. Türkçe konusundaki yeni düzenlemeyi sordum ve kendi deneyimlerimden örnekler verdim.

O da şunları söyledi: 

Haklısınız. MEB de haklı. Yeni nesil Türkçe bilmiyor. PISA ve ABİDE sınavlarının sonuçları da gösteriyor ki öğrencilerimizin yarısından fazlasının okuduğunu anlama konusunda ciddi problemleri var. Alınan puanlar ortada. Ancak bu bahsettiğimiz bir 'sonuç.' Bu sonuca nasıl vardığımızı anlamak ve süreç içindeki yanlışları bir an önce düzeltmek asıl önemli olan.

dedi.

Millî Eğitim Bakanlığı'nın Türkçe dersini 'baraj' ders olarak ilan etmesi ve öğrencilerin 70 puanın altında not alamaması gerektiği yönündeki kararları, Türkçe dilinin önemini vurguladı. Ancak bu sorunun temeline inmek ve gençlerimizin dil becerilerini geliştirmek için daha kapsamlı çözümler bulmamız gerekiyor.

Eğitim bilimci Prof. Dr. Burhanettin Dönmez, sorunun çözümüne ilişkin önerilerini paylaştı. Öncelikle, öğretmenlerin niteliğinin artırılması gerektiğini vurguladı. Nitelikli öğretmenlerin yetiştirilmesi, Türkçeyi seven ve iyi bilen öğretmenlerin öğrencilere dili öğretmesi açısından çok önemli. Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığı'nın öğretmen yetiştirme ve geliştirme programlarını iyileştirmesi gerekiyor.

İkinci olarak, Türkçe kitaplarının öğrencilerin yaş, gelişim seviyesi ve sınıf düzeyini dikkate alarak yeniden hazırlanması gerekiyor. Öğrencilerin kelime dağarcıklarını geliştirebilmeleri ve daha doğru ifade edebilmeleri için kitapların içeriği gözden geçirilmeli, Türkçe kitapları, öğrencilerin anlayabileceği bir dil kullanmalı.

Ayrıca, eğitim sistemindeki sürekliliğin sağlanması ve projelerin sürdürülebilir olması önemli. Her MEB Bakanı değişiminde eğitim sisteminin sıfırdan başlamasının önüne geçilmelidir.

Sonuç olarak, Türkçenin öğrencilerimiz için daha iyi bir şekilde öğretilebilmesi için öğretmenlerin niteliği artırılmalı, kitaplar gözden geçirilmeli ve eğitim sisteminde süreklilik sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde dil becerileri geliştirilebilir ve gençlerimiz daha iyi bir dil eğitimi alabilirler.