Ağustos ayında başlayacak olan kamu toplu iş sözleşmesi, 3 milyon civarındaki kamu emekçisini ve 2.5 milyon civarındaki memur emeklisini yakından ilgilendiriyor. Uzun bir süredir Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı enflasyonun gerçek enflasyonu yansıtmadığı düşüncesini dile getiren kamu emekçileri, seçim vaadi olarak sunulan en düşük memur maaşının 'ek ödemeli' şekilde 22 bin liranın da beklentilerini karşılamadığını ifade ediyor.

Marmara Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan Sağlık Sen, SES, Genç Sağlık-Sen üyesi ve sendika üyesi olmayan emekçiler, sağlıklı yemek, insanca çalışma koşulları ve geçinebilecek bir ücret talebinde bulunuyor. Ancak, bazı emekçiler sözleşmeden beklentilerinin düşük olduğunu ifade ediyor ve bu sorunların çözümü için iş yerlerinden başlayacak bir mücadele hattının önemine vurgu yapıyor. Kamu emekçileri, adil ve yaşanabilir bir çalışma ortamı için mücadelelerine devam ediyor.

Bir yıl önce 'temsilci baskısı' nedeniyle Memur-Sen'e bağlı Sağlık-Sen'e üye olduğunu ifade eden bir emekçi, ücretinin 18 bin lira olduğunu, ek ödemelerle birlikte 28 bin liraya çıktığını belirtiyor. Ancak, Sağlık emekçisi, birçok sorun yaşamalarına rağmen yetkili sendikanın bu sorunların çözümü için herhangi bir adım atmadığını aktarıyor.

Emekçi, hastanede personele verilen yemeklerin hem az hem de çok kötü olduğunu ifade ederek, bu nedenle çoğu emekçinin yemekhanede yemek yiyemediğini ve sağlıklı ve dengeli bir beslenme şansının olmadığını dile getiriyor. Gelirinin büyük bir kısmının benzine ve gıdaya gittiğini belirten emekçi, aldığı ücreti yine çalışmak için harcadığını söylüyor. Ancak sendikanın, ücretlere ve hastanedeki çalışma koşullarına dair herhangi bir çalışmasının olmadığını belirtiyor.

Bu durumda sendikaya üye olmakla olmamak arasında bir fark olmadığını vurgulayan emekçi, sendikanın hiçbir şey yapmadığını söylüyor ve TİS süreci hakkında bilgi verilmediği için süreci takip etmediğini ifade ediyor. Emekçi, sendikanın hükümetten çekindiği için görüş alıp TİS masasında yüksek sesle konuşmadığını düşünüyor. Sürekli olarak şiddet gördüğünü ve hasta tarafından öfkeye maruz kaldığını belirten emekçi, bu durumun mental olarak etkilediğini ve ilişkilerine yansıdığını dile getiriyor. Sağlık hizmetlerine rahatça erişemediğini, randevu bulamadığını ve aldığı hizmetten de memnun kalmadığını ifade ediyor, bu durumun hastane çalışanı olarak sağlık hizmeti almasına engel olduğunu belirtiyor.

"BANKA ARTIK MEMURA KREDİ VERMİYOR"

SES üyesi 6 yıllık bir sağlık memuru da beklentisizliğin değil, mücadelenin çözüm olacağını düşünüyor: “Net ücretim 17 bin 500, diğer kalemlerle 30 bini geçiyor. Ancak dünya kadar borcum var. Geçen yaz çıktığım tatilin borcu bile bitmedi hâlâ. 50 bin lira kredi kartı borcum var. Onun dışındaki kredilerde de 100 bin lira borcum var. Sabah kredi kartımın asgarisini ödeyebilmek için kredi çekmeye gittim, kredi vermediler. Aylık 80 saatten fazla, fazla mesai yapıyorum, bazen 100 saati de geçiyor. Daha fazla kazanmak için fazla mesaileri yapmak zorundayım. 35 bin tek kalemde alsam, en fazla 40 saat fazla mesai yaparım. Hastane çok yoğun, sürekli yorgunuz ve emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Sağlıkta şiddet arttı, hayati riskim var, korkuyorum. Yetkili sendika TİS masasında bizim için karar verecek hükümetle birlikte. Emekçilerin hayati tehlikesini korumak için de, özlük hakları için de, geçinebilmesi için de bir mücadele yürütmüyor Sağlık-Sen. Memuru için hiçbir şey yapmayan sendika bizim adımıza pazarlık yapacak o masada, en büyük çelişki burada bence. Bizim dahil olmamız lazım sürece. Talebimizi, tepkimizi ortaya koymalıyız. Sendikanın kendisine bıraktığında ne oluyor tablo; yemek katkısı yok, barınma desteği yok, ulaşım desteği yok. Yoksulluk sınırının altında bir ücret…”

"KADRO YETERSİZ, ÇALIŞMA SAATLERİ UZUN"

Bir hekim ile görüşüyoruz bu kez. Kök maaşı 23 bin lira, ek ödemelerle 40 bini geçiyor. Ayda 240 saate kadar çalışıyor. “Günde 15 hastaya bakmamız gerekiyor iyi hizmet verebilmemiz için ama günde 130 hastaya bakıyorum” diyor. Giriş çıkış saatleri düzensiz, aldığının 10 bin lirası kiraya gidiyor, geri kalanın en fazlasını gıdaya harcadığını söylüyor. Günde 5-6 saat uyku ile sürekli yorgun olduğunu anlatıyor. “Yetersiz kadro, uzun çalışma saatleri, düşük ücret” ortaya koyduğu temel sorunlar. Kendisi sendikasız. Sendikalı olmak istiyor ancak bunun için vakti olmadığını, yoğunluktan hiç düşünemediğini aktarıyor. Ancak koşullarına baktığında böyle gitmeyeceğinin de farkında. “Karşı değilim sendikalı olmaya ama hiç düşünmedim sendikalı olmayı. Hiçbir şeyden şikayet etmeye bile vaktim olmuyor, sadece sövüyorum; geçinememeye daha çok. Bence temel ücret asgarinin üç katı olmalı en az. Benim ilk maaşımla araba alma hayallerim vardı, şimdi bir ev alabilmek için 40 yıl çalışma gerçeğiyle karşı karşıyayım. Bu koşullarda ne hastaya ne kendimize yetebiliyoruz işte” diyor. Vakti yok, hasta bakmaya gidiyor…

"ÜCRETİMİZ EN AZ 50 BİN LİRA OLMALI"

Ayaküstü Genç Sağlık Sen üyesi 20 yıllık bir hemşire “Açıkçası Sağlık-Sen’e üye olmamak için Genç Sağlık Sen’e üye oldum. Çalışma şartları çok ağır, aldığım ücret 28 bin lira ek ödemelerle. Vergi dilimine giriyoruz, oradan da kesiliyor. En kötü 50 bine çıkmalı bu TİS’te alacağımız. Yoksa hiçbir fayda getirmez” diyor.

24 yaşındaki genç bir hemşire de şunları söylüyor: “48 saat fazla mesai yapıyorum ama aydan aya değişiyor nöbet. 16 bin lira ücretim, ek ödemelerle 28 bine çıkıyor. İş yoğun, sürekli baskı var. Üç hemşirenin yapacağı işi iki hemşire yapıyoruz. Nöbet ücretleri de çok düşük, şu an saati 45 lira 53 kuruş. Şu an en düşük saatlik ücret hemşirelerin. Aldığım herkes gibi temel ihtiyaçlara gidiyor; yol, kira, yemek. Önümüzdeki TİS sürecinde o masaya ücretimizin en az 50 bin olacağı bir yüzdelik oranla oturulmalı. Gencim ama hiçbir sosyal hayatım yok. Evlenebilmem bu koşullarda imkansız. Evim yok, arabam yok. Olabilecek mi ondan da emin değilim. Bunlar için ömrümün sonuna kadar çalışmam lazım. TİS’e dair çok bir beklentim yok. Yapılan ek ödeme emekliliğe yansımıyormuş mesela, o bile kandırmaca çıktı, nasıl beklentimiz olsun? Zam açıklandıktan sonra kur yükseldi, akaryakıta zam geldi zaten, daha ödeme olmadan eridi bu zam. Ücretlerin düşük olduğuna dair tepki var burada ama nasıl değişeceğine dair konuşulmuyor, sadece şikayet var. Herkese güvenip konuşamıyorsun da...”

"MÜCADELE İŞ YERLERİNDEN BAŞLAMALI"

SES üyesi bir hemşireye sağlık emekçilerinin anlattıklarından bahsettiğimizde şunları söylüyor: “Evet, çalışma saatleri uzun, nöbetler insani değil. Nöbetten çıktığın günün ertesi işe geliyorsun, dinlenemiyorsun. Haftada 70-80 saat fazla mesai yapıyoruz. Bir de yemek yiyemeyecek, çay içemeyecek bir eforla çalışıyoruz. Nöbet ücretleri de buna karşılık çok düşük... Bence en düşük tek kalem maaş yoksulluk sınırının üstünde olmalı. Düşünün, bir forma 600 lira olmuş, hükümetin yatırdığı giyim ücreti 80 lira. Ben bekar olmama rağmen geçinemiyorum. Bir sosyal aktivite için üç günlük ücretim gidiyor. Evli, çocuğu olan nasıl geçiniyor bilemiyorum. Sözleşmemizde servis yok, yol ücreti yok, aynı klinikte çalıştığımız personelin yol ücreti var benim yok. Gece farkı alıyor, ben alamıyorum. Hastanede kreş var ama yetersiz. Hemşirelerin çoğu çocuklarını özel kreşe yolluyor ve kreş ücretlerinden şikayetçiler. ‘TİS süreci geliyor hiçbir soru yok, ne oluyor ne bitiyor, bilgi verme de yok’ diye şikayet ediyorlar. Sağlık-Sen’in burada takındığı tutum ise ‘Sesinizi çıkarmazsanız biz sizin yerinize bir şeyler talep edeceğiz, ama bununla geçinir misiniz geçinmez misiniz bu sizin sorununuz. Bu bizim pazarlığımıza değil, hükümetin verdiğine bağlı’ şeklinde.”

“Kamu emekçilerine mücadele etmekten başka bir koşul düşmüyor” diyen hemşire şöyle devam ediyor: “İngiltere’deki sağlıkçı grevi burada tartışıldı. ‘Biz neden çıkamıyoruz’ deniliyor. Ama bizim bir grev hakkımız bile yok. TİS sürecinde grev yapamıyoruz. Bu yüzden bu süreçteki taleplerimizden biri grevli toplu sözleşme hakkı. Seçimden çıkan umutsuzlukla da beraber, ‘Mücadeleyle bir şeyi değiştiremeyiz’ gibi bir duygu var ama bu durumdan kurtulmak için de başka çare yok. Her koyun kendi bacağından bile asılmıyor artık, bunu görmek lazım. Burada ileri gelen emekçilerin iş yerlerinden tartışmalar yürütüp mücadeleyi örgütlemesi gerek. Yukarıdan alınan kararlarla hiçbir şey olmadığını gördük. Memur zamlarından sonra birçok sendika ‘İş bırakıyoruz’ diye karar aldı ama kim iş bıraktı? Yıllardır yukarıdan alınan kararların iş yerlerinde bir karşılığı olmadığını gördük. Ama tam tersine iş yerinden tartışarak bir şey örmeye çalışırsan başka bir şey çıkacak ortaya. İnsanların ‘değişmeyeceğine’ dair kanaati, bu mücadelenin önüne geçen en büyük engel. O zaman iş yerlerinde bu kanaati yıkacak, talepleri net olan mücadeleci bir hat çizmek gerekiyor. Fabrikalarda direnişler oluyor, aslında burada işçilerin karar alarak yönettiği eylemlere bakmak, bu örneklerden yararlanmamız lazım bizim de. Bir de şu bu sendika ayrımı yapmadan yürütülmeli bu mücadele. Memurların bu TİS sürecine yüzünü dönmesi gerek. TİS’in ne olduğunu bilmeyen sağlık emekçileri var. Yetkili sendika TİS tartışmalarına sağlıkçıları dahil etmiyorsa bile, sağlıkçıların bu tartışmalara dahil olmak için zorlamaları gerekiyor sendikaları.”

SAĞLIKÇILAR SAĞLIKSIZ YEMEĞE MAHKUM

Marmara Üniversitesi Hastanesinde yan yana geldiğimiz her sağlıkçının iş yerine ilişkin dile getirdiği en temel sorunlardan biri yemek. Yemekhanede yemek yiyemeyen işçiler kendi ceplerinden ödeyerek kantinden yemek alıyor. Buna bağlı olarak yorgun argın geçen nöbetlerinde ceplerine giren ücret sadece hastanede yemek yemeye gidiyor… Sosyal hizmetlerde çalışan bir sağlık memuru, “Hastanedeki yemekler çok kötü. En son geçen ay çıktım yemekhaneye pişman oldum, hemen rahatsız etti midemi. Genelde çalışanlar şikayetçi bu durumdan ama birlikte bir tepki göstermek yok. Genelde, çalışanlar kendi cebinden vererek kantinde yemek yiyor. Sağlıksız ve düzensiz besleniyoruz böylelikle de. Sağlıkçıyız, sağlığımız yok” diyor.

Bir hemşire de “Burada şirketlere verildikten sonra yemekler bu hale geldi. Daha ucuza yemek çıkarmaya çalışıyorlar, bunun için de en kalitesiz malzemeyi kullanıyorlar. Kalitesiz malzemeli yemek de yenmiyor. Yemekhane kamudayken devlet kota koyuyordu, diyordu ki, ‘Yemekte en az 5 kilo et olacak’ mesela, şimdi özel şirket öyle demiyor. ‘Daha çok nasıl kısarım’ ona bakıyor. Nöbete kalıyoruz, ama nöbet ücretimizin çoğu o gün yiyeceğimiz yemeğe gidiyor” diyor.