Sağlık Bakanlığı'nın 2022 ve 2023 yıllarında çıkardığı "Beyaz Reform" adlı düzenlemeler, sağlık çalışanlarının çalışma şartlarını iyileştirmeyi hedefliyordu, ancak bu çabalar sağlık çalışanı göçünü durdurma noktasında yetersiz kaldı.

Açıklanan verilere göre, 2023 yılında yapılan 3025 başvuru, geçmiş yıllara göre dikkate değer bir artışı temsil ediyor. İncelendiğinde, 2012'de 59, 2013'te 90, 2014'te 118, 2015'te 150, 2016'da 245, 2017'de 282, 2018'de 802, 2019'da 1047, 2020'de 931, 2021'de 1405 ve 2022'de 2685 olan başvuru sayılarının ardından 2023'te rekor bir rakama ulaşıldığı görülmektedir.

Bakan Koca: Depremde Bir Kişi İkinci Kattan Atlayarak Hayatını Kaybetti Bakan Koca: Depremde Bir Kişi İkinci Kattan Atlayarak Hayatını Kaybetti

Türk Tabipler Birliği’nin, X’de yaptığı açıklama şu şekilde:

“TTB’ye “İyi Hal Belgesi” başvuru sayısı;

Aralık ayında 240, 2023 yılında 3025 oldu.

İyi Hal Belgesi başvuru sayısının 11 yılda 60 kat artarak yıllık 3 bini aşması, hem Sağlık Bakanı’nın açıkladığı verilerin doğru olmadığını hem de “Beyaz Reform”un herhangi bir çözüm üretmediğini açıkça göstermektedir.

Yönet(e)meyenlere inat sağlıklı bir gelecek için mücadelemizi 2024’te de sürdüreceğiz!”

Sağlık Bakanlığı ‘Beyaz Reform’ Demişti

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Ağustos 2023 tarihinde sağlık çalışanlarına bir mektup göndererek, “sabır” dedi.  Koca, sağlık çalışanlarına gönderdiği mektupta “sabrınızın ardından, devletimizin ürettiği radikal çözümler ve köklü değişimler geldi” diyerek bu süreci ‘Beyaz Reform’ olarak tanımladı.

Koca’nın mektubunda şu satırlar dikkat çekiyor:

“Hekimlerin eline geçen aylık toplam miktarın şu anki düzeylere gelebileceğini acaba kaç kişi öngörebilmişti? “Altı yıla karşılık 1 yıl yıpranma tazminatı” kazanımını, 5510 sayılı yasanın zorunlu kıldığı prim esaslı emekliliğin hekim ve diş hekimlerini kapsar olmaktan çıkacağını içimizden acaba kaç kişi hayal edebilmişti? Mahsuplaşma sisteminin bir istisna bırakmadan kaldırılacağını, her emeğin karşılık bulması esaslı bir teşvik ödeme sisteminin uygulamaya geçeceğini acaba kaçımız tasavvur edebiliyordu? İntörn doktorlarla diş hekimliği son sınıf öğrencilerine tam asgari ücret ödenmesi ancak iyi niyetli bir plan gibi görülmüyor muydu?

Dünyada örneği bulunmayan, sağlık çalışanları için adeta “mesleki kalkan” işlevi görecek güçte bir Malpraktis yasası umuluyor muydu? Şiddet suçu karşısında başka hiçbir meslek grubunun sahip olamadığı yasal düzenlemelere sahip olacağımız, sağlıkta şiddet suçunun Katalog Suçlar kapsamına alınabileceği düşünülüyor muydu? Uygulamada sorunlarımız olduğu kesinlikle doğru, fakat sağlıkta şiddet suçlarına 10 yılları bulan cezalar verildiğine ilk kez tanık oluyoruz. Düzenlemelerin tam olarak yerleşmemiş olmasına bağlı sorunlara karşı ise bilmenizi isterim ki gerekli tutumu alıyoruz. Konu başlıklarımıza bir örnek daha vereyim: Aşırı nöbet yükünün, gayriinsani olması sebebi ile son bulacağını, bu durumu “şiddet” olgusu kapsamında ele aldığımızı söylediğimizde tasarımızı pek de inandırıcı bulmayanlar sizce az mıydı? Hekim odalarına birer tıbbi sekreter atanması, sayınınsa 32 bine kadar varabileceği hayal kapsamında bir beklenti değil miydi? Bu “bir kitap” dolusu gelişmelerin sayılmasına ihtiyacımız bulunmuyor. Unutan, yeri gelince hatırlıyor olmalı.”

Mektupta sağlık çalışanlarına verilen vaatlerin bazıları şu şekilde:

Nöbet ücretini adil bir düzeye çekmek

Taban ödemesinin artması

Sağlık çalışanlarını enflasyona karşı korumak

Güvenli çalışma ortamları

Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı’nın uygulanması

Beyaz Kod sisteminin geliştirilmesi

Bu mektup ve vaatler sağlık çalışanları göçünü durduramadı. Sağlık çalışanlarının yanı sıra sağlık çalışanı adayları da göç etmeyi planlıyor.

Farklı Pozisyonlar, Benzer Arayışlar

Medya Koridoru’na konuşan Dr. Göktürk Öğretici, 7 sene Türkiye’de hekimlik yaptıktan sonra 2022 yılında Almanya’ya taşındığını açıklarken, doktor adayı B.Y. de eğitimini tamamladıktan sonra yurtdışına gitmenin yollarını aradığını söyledi.

Hastaların Yoğunluğundan, İletişim Problemlerine…

Yaklaşık 15 ay önce Almanya’ya göç eden dahiliye uzmanı Göktürk Öğretici, Türkiye’de yedi yıl süren doktorluk tecrübelerini paylaştı. Göktürk, “Hastaların yoğunluğundan iletişim problemlerine, güvenlik problemlerinden iş yoğunluğuna kadar çeşitli problemler yaşıyorduk. Bunun üzerine ekonomik zorluklar da eklenince ben de birçok arkadaşım gibi “ne yapabilirim?” diye düşünmeye başladım. Sektör değiştirmek istedim ama Covid-19 döneminde bize gelen ‘istifa yasağı’ nedeniyle iş değiştiremedim. Dolayısıyla o işe de geçemedim. Ayrıca bu karar da beni çok sinirlendirmişti çünkü bizim kendi kendimize karar alma özgürlüğümüzü elimizden aldılar. Tüm bu yaşadıklarım benim göç etmem adına daha büyük bir neden oldu, 31 yaşımdan sonra Almanca öğrenip, Almanya’ya geldim” dedi.

“Doktorların Parayı Sevdiği Algısı Yaratıldı”

Sağlık Bakanlığı’nın, sağlık çalışanlarının çalışma hayatlarını kolaylaştırmak adına çıkardığı ‘Beyaz Reform’un kendisi işten ayrıldıktan sonra çıktığını belirten Öğretici, reformun yeterli olmadığı düşüncesini şu sözlerle açıkladı:

“Reformda olan neydi? Maddi olarak düzenlemeler vardı. Diğer sorunlarda düzelme sağlanmadı ki… Doktorların çılgınca para sevdalısı olduğu, eğer para alırlarsa kalacakları gibi bir algı yaratıldı. ‘Beyaz Reform’ bu açıdan doktorları öne sürdü. Yapılan şey iyi gibi gösterildi ama doktorlara negatif yansıdı. Tüm bunlar neresinden tutarsan tut elimizde kalacak hareketler oldu. Ben çalışırken reform yapılsaydı çok da kararımı değiştirmezdi.”

 “Şunun Yakını, Bunun Akrabası”

Almanya’daki çalışma şartlarından da bahseden Öğretici, bir hastayla ilgilenmek için yeterli zamanı olduğunu, hastalarla iletişimde sorun yaşamadığı ve şiddetin olmadığını söyledi. Öğretici, “Bir hastayla acil durumlar hariç bir daha karşılaşmak istemiyorsam bunu belirtip, hastayı kabul etmeme hakkım var. Türkiye’de çalışırken bırakın kabul etmemeyi, bizlerin üzerine yürüyorlardı ve arbede yaşanıyordu. Sonrasında bizi de Başhekimliğe şikâyet ediyorlardı. Başhekim de “bu şunun yakını, bunun akrabası” diye ortamı sakinleştirmeye çalışıyordu” dedi.

‘Sosyal Devlet’ Şartları

Almanya’daki meslek yaşamını “kaliteli çalışma” olarak adlandıran Öğretici, “Türkiye’de kadınlara doğum izni gibi izinler verilebiliyor ama bir erkek olarak benim dinlenmeye ihtiyacım var, bu hafta 20 saat çalışacağım diyemiyorduk ama burada sözleşmenize bunu ekleterek bu şekilde çalışabiliyorsunuz. 65 yaşında birçok doktorla çalıştım. Haftada üç gün üçer saat çalışıyorlardı. Devlet, doktorunu sosyal hayattan koparmıyor, onu yalnız hissettirmiyor ve tecrübesinden faydalanıyor. Bunu yaparken de kendisini fizikken ve ruhen zorlamıyor. Bu hoş bir tutum” dedi.

Doktorlar Göç Ediyor, Öğrenciler Göç Etmeyi Planlıyor

Doktorluk eğitiminin üçüncü yılında olan doktor adayı B.Y., şiddet vakaları, çalışma saatleri ve çalışma şartlarından dolayı genç doktor adaylarının yurtdışına gitmenin yollarını aradığını söyledi. B.Y. bu durumu şu sözlerle açıkladı:

“6 yıllık bir eğitimin ve bitmek bilmeyen bir sınav yoğunluğunun ardından özellikle Türkiye gibi sağlık sistemine olan ihtiyacın bu kadar fazla olduğu bir ülkede meslek icra edebilmenin çok zor olduğunu henüz okurken fark edebiliyoruz. Hastaların randevu sıralarını bulamadığı, doktorların muayeneye 3-5 dk gibi çok kısa süreler ayırmasının istendiği bir sistem bu. Gördüğümüz şiddet vakaları, öldürülen doktorlarımız, çalışma saatleri… Tüm bunlar biz gençlerin Türkiye’de doktorluk yapma isteğini azaltıyor. Elbette doktorlar da bunu değerlendirip yurtdışında doktorluk yapabilmeyi deneyimlemek istiyorlar. Bunun ülkemizce çok yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Hayat kalitenizin arttığı, çalışma saatlerinizin sizin için daha iyi olduğunu düşündüğünüz, sağlık çalışanına şiddet olaylarına yaptırım uygulandığı bir ülkede doktor olmayı istemek aslında çok anlaşılabilir bir durum.”

Medya Koridoru’na konuşan her iki doktor da yurtdışına giden sağlık çalışanların haksız söylemlerle mücadele etmek zorunda kaldığını ve yanlış anlaşıldıklarını söylüyor. Konuyla ilgili konuşan Göktürk Öğretici “Bizlere ağır ithamlarda bulunuyorlar, bizleri hedef gösteriyorlar. Bize bunları söyleyenler vatansever, biz değilmişiz, ‘zor durumda’ ülkeyi terk etmişiz gibi söylemlerde bulunuyorlar ama bu doğru değil.  Türkiye benim ülkem ve çalışma şartları düzeldikten sonra elbette ülkemde çalışmayı isterim” derken, doktor adayı B.Y. de “Doktor göçü ‘ülkeyle bağımızı koparmak’, ‘ülkemizi bırakıp gitmek’ olarak lanse ediliyor ama öyle değil. Hiçbir meslek grubu mensubu çalışma şartları iyiyken ülkesini bırakıp başka bir ülkede sıfırdan düzen kurmaya çalışmaz” dedi.

Editör: Serap