Mobbing İddiasını İspatlayamadı, Tazminat Talebi Reddedildi

Çok sayıda yer değişikliği, kadrosuna uygun görev verilmediği ya da hiç görev verilmediği gibi iddialarla kendisine mobbing uygulandığını öne süren çalışan davasında mahkeme; şeref ve haysiyetinin rencide olmasına neden olan uygulamalar olarak kabul edilemeyeceğini belirterek, tazminat istemini reddetti.

Mevzuat 22.05.2021, 12:48 22.05.2021, 17:33 Güler Sağlam
Mobbing İddiasını İspatlayamadı, Tazminat Talebi Reddedildi

Büyükşehir Belediyesinde çalışan davacı;

Çok sayıda yer değişikliği,

Tüm bu süreç zarfında davacıya müktesep kadrosuna uygun görev verilmediği ya da hiç görev verilmediği,

Çalışabileceği uygun ortam sağlanmadığı,

Atıl vaziyette bırakılarak dışlandığı ve yalnızlaştırıldığının anlaşıldığı,

Davacının görev yerinin sürekli değiştirilmek, uygun çalışma ortamı sağlanmamak, müktesebine uygun veya hiç görev verilmemek suretiyle atıl vaziyette bırakılıp, dışlandığının ve yalnızlaştırıldığı, idarece psikolojik baskıya maruz bırakıldığını iddia ederek 20.000 TL'lik manevi tazminat talep etmiştir.

Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilerek, 1500 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.

İzmir Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi ise bu kararı aşağıdaki gerekçe ile bozmuştur:

Davacının psikolojik taciz olarak niteliği atama, görev ve görev yeri değişikliği, görevlendirme, çalışma koşullarına ilişkin işyeri uygulamalarından oluşan süreçte yasal yetkiler kullanılarak davacının atama ve görevlendirmelerine ve disiplin yönünden cezalandırılmasına ilişkin olarak tesis edilen işlemlerin idarece ortaya konulan neden ve amaçları, çalışma ortamı ve koşullarına ilişkin açıklamaları, tesis edilmiş işlemlerin iptal davalarına konu edilmemiş olması, davacının öznel etkilenmeleri dışında süreç içinde kendisine yönelik işlem, işyeri uygulaması ve eylemlerin "intikamcı, acımasız veya kötü niyetli girişimlerle adaletsiz ve sürekli olumsuz tavır ve eleştiriler, sosyal ortamından uzaklaştırma, hakkında dedikodu yapma veya yanlış söylentiler yayma yoluyla zayıflatmak ya da aşağılamak amacını güden eziyet edilmeyi içeren" uygulamalar olduğunun ortaya konulmamış olması karşısında;

Salt davacının öznel değerlendirmelerinden kaynaklandığı, giderek süreç içinde tesis edilmiş işlem ve yapılmış işyeri uygulamalarının davacının fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran, ağır bir elem ve üzüntünün duyulmasına veya davacının şeref ve haysiyetinin rencide olmasına neden olan uygulamalar olarak kabul edilemeyeceği görüldüğünden, davacı yönünden ağır manevi zararlar bulunmadığı, davalı idarenin bu zararlardan hukuksal olarak sorumlu tutulmasını gerektirir "ağır hizmet kusurundan" söz etmeye olanak bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacının manevi tazminat isteminin reddi gerekirken, aksi yöndeki manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin itiraza konu kararda hukuksal isabet bulunmamaktadır.

T.C. İZMİR BÖLGE İDARE MAHKEMESİ İDARİ DAVA DAİRESİ

Esas : 2016/584 - Karar : 2017/704 - Tarih : 10.05.2017

Dava, ...... Büyükşehir Belediyesi Muhasebe Şube Müdürlüğünde 1.derece sayman kadrosunda olup ...... Doğal Yaşam Parkı Şube Müdürlüğü emrinde görev yapan davacı tarafından, haksız işlemlere ve psikolojik baskıya (mobbing) maruz bırakıldığı iddia edilerek bu sebeple oluşan manevi zararının 20.000,00 TL ile tazmini istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 12.12.2014 tarih ve 118854 sayılı işlemin iptali ile işyerinde kendisine yönelik tacize ilişkin uygulamalar nedeniyle yaşadığı acı ve üzüntü karşılığında uğradığı 20.000,00 TL manevi zararının tazmini istemiyle açılmıştır.

İSTEMİN ÖZETİ : Büyükşehir Belediyesi Muhasebe Şube Müdürlüğünde 1.derece sayman kadrosunda olup ...... Doğal Yaşam Parkı Şube Müdürlüğü emrinde görev yapan davacı tarafından, haksız işlemlere ve psikolojik baskıya (mobbing) maruz bırakıldığı iddia edilerek bu sebeple oluşan 20.000,00 TL manevi zararının tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin 12.12.2014 tarih ve 118854 sayılı işlemin iptali ile işyerinde kendisine yönelik tacize ilişkin uygulamalar nedeniyle yaşadığı acı ve üzüntü karşılığında uğradığı 20.000,00 TL manevi zararının tazmini istemiyle açılan davada; 10.07.1986 tarihinde açıktan atama ile İktisat Şube Müdürlüğünde daktilograf olarak göreve başlayan davacının 04.05.1995 tarihinde Hesap İşleri Müdürlüğünde Sayman kadrosuna atandığı, 1995 ile 1998 yılları arasında Mülhak Bütçeli Otogar Müdürlüğünde Sayman ve Müdür Yardımcısı, 1998-1999 yıllarında Sebze ve Meyve Hali Müdürlüğünde Sayman, 2000-2001 yıllarında Gelir Müdürlüğünde Müdür Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Hesap İşleri Saymanı olarak görev yaptığı, 2004/Kasım ayında Maaş ve Tahakkuk Şube Müdürü olarak görevlendirildiği, 2007/Mayıs ayında Maaş ve Tahakkuk Şube Müdürlüğü kadrosunun iptal edildiği gerekçesiyle Sebze ve Meyve Hali Müdürlüğünde görevlendirildiği, Sayman Kadrosunda ve Muhasebe Yetkilisi sıfatını haiz davacıya Sebze ve Meyve Hali Müdürlüğünde kadrosuna ve konumuna uygun görev verilmediği, uygun çalışma ortamı sağlanmadığı, sonrasında yaptığı başvurular üzerine 2008 yılında ...... Genel Müdürlüğünde geçici olarak Strateji Geliştirme Şube Müdürü olarak görevlendirildiği, fakat 2012/Mayıs ayında tekrar Sebze ve Meyve Hali Şube Müdürlüğü emrinde görevlendirildiği ve burada müktesep kadrosuna uygun olmayan işler verildiği, davacının kadrosuna uygun görevlendirme yapılması yönündeki başvuruları üzerine bu sefer ...... Doğal Yaşam Parkı Şube Müdürlüğünde Taşınır Kayıt Kontrol Yetkilisi olarak görevlendirildiği, tüm bu süreç zarfında davacıya müktesep kadrosuna uygun görev verilmediği yada hiç görev verilmediği, çalışabileceği uygun ortam sağlanmadığı, atıl vaziyette bırakılarak dışlandığı ve yalnızlaştırıldığının anlaşıldığı, davacının görev yerinin sürekli değiştirilmek, uygun çalışma ortamı sağlanmamak, müktesebine uygun veya hiç görev verilmemek suretiyle atıl vaziyette bırakılıp, dışlandığının ve yalnızlaştırıldığının anlaşılmış olması karşısında, idarece psikolojik baskıya maruz bırakıldığı açık olan davacının bu sebeple yaşadığı elem ve üzüntü dolayısıyla oluşan manevi zararlarına karşılık takdiren belirlenen 1.500,00 TL'nin davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptal isteminin kısmen reddi, kısmen işlemin iptali; tazminat talebinin kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda ...... 4. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/02/2016 tarih, E:2015/225, K:2016/366 sayılı kararın; davacı tarafından yaklaşık 20 yılı bulan olumsuz uygulamaların oluşturduğu psikolojik tacizin karşılığı olarak belirlenen tazminat tutarının davalının kusuru ile orantılı olmadığı, aleyhine davanın redde ilişkin kısmında hukuksal isabet bulunmadığı; davalı idarece davacının sayman kadrosunun belediyelerinde artık karşılığının bulunmadığı, bu nedenle durumuna uygun görevlendirmeler yapıldığı, davacının verilen görevleri yerine getirmediği, hizmet gereği görevlendirmeler ve davacının fiillerinin karşılığı disiplin cezalarının psikolojik taciz olarak kabul edilemeyeceği aksi yönde aleyhlerine davanın kabulüne ilişkin kısmında hukuksal isabet bulunmadığı ileri sürülerek karşılıklı olarak bozulması istemidir.

DAVACININ

SAVUNMASININ ÖZETİ: Davalının itiraz dilekçesine yanıt verilmemiştir.

DAVALI İDARENİN

SAVUNMASININ ÖZETİ: Yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan itirazın reddi gerektiği yolundadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren ...... Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

İtiraza konun kararın verildiği tarihte yürürlükte olan haliyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "itiraz" başlıklı 45. maddesinin 3. bendinde, "İtiraz, temyizin şekil ve usullerine tabidir", maddenin 4. bendinde ise; "Bölge idare mahkemesi evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeter görürse veya itiraz sadece hukuki noktalara ilişkin ise veya itiraz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi halde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. ...", maddenin 3. bendinde gönderme yapılan Yasanın "kararın bozulması" başlıklı 49. maddesinde ise, "1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay:

a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

b) Hukuka aykırı karar verilmesi,

c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.

2. Temyiz incelenmesi sonunda karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise kararın düzeltilerek onanmasına karar verilir..." kuralına yer verilmiştir.

Dava, ...... Büyükşehir Belediyesi Muhasebe Şube Müdürlüğünde 1.derece sayman kadrosunda olup ...... Doğal Yaşam Parkı Şube Müdürlüğü emrinde görev yapan davacı tarafından, haksız işlemlere ve psikolojik baskıya (mobbing) maruz bırakıldığı iddia edilerek bu sebeple oluşan manevi zararının 20.000,00 TL ile tazmini istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 12.12.2014 tarih ve 118854 sayılı işlemin iptali ile işyerinde kendisine yönelik tacize ilişkin uygulamalar nedeniyle yaşadığı acı ve üzüntü karşılığında uğradığı 20.000,00 TL manevi zararının tazmini istemiyle açılmıştır.

Tarafların karşılıklı itirazlarının gerek yargılama usulü kurallarına, gerekse maddi hukuka ilişkin olarak incelenebilmesi; işyerinde psikolojik taciz nedeniyle açılan tazminat davalarının tür ve nitelemesinin yapılmasını gerektirmektedir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125 inci maddesinin birinci fıkrasında idarenin her tür eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, böylece idarenin hukuki sorumluluğunun çerçevesi çizilmiştir.

İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır. İdari eylem ise, idarenin işlevi sırasında temelinde bir idari karar veya işlem olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyetlerini (fizik alanında görülen iş, hareket, tutum ve çalışmalar) veya hareketsiz kalmasını anlatır. İdari işlemlerin, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın, idari eylemler maddi ve fiziksel etki ve sonuçları yanında sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurmaktadırlar.

Uyuşmazlığın maddi ve hukuksal çerçevesi, yönetim hukuku alanında dava açma sürelerinin hukuksal niteliği ile bu anlamda yasa koyucunun dava açma süreleri bakımından yargılama yöntemine ilişkin getirdiği kuralların irdelenmesi bakımından; önümüzdeki davanın konusu maddi ve manevi zararın işlemden mi, eylemden mi kaynaklandığının belirlenmesini gerektirmektedir.

Dairemizce davanın kabul koşullarına yönelik olarak yapılan değerlendirmede; davanın nedenleri, doğrudan salt manevi tazminat istemiyle açılmış tam yargı davası niteliği gözönünde bulundurularak; öncelikle "işyerinde psikolojik taciz" nedeniyle kamu görevlilerinin açacakları tazminat davalarının; kabul koşullarının "işlem ve/veya işlemler nedeniyle mi; eylem ve/veya eylemler nedeniyle mi" açıldıklarının irdelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu çerçevede; idarelerin idari faaliyetleri sırasında gerçekleştirdiği eylem ve işlemleri nedeniyle bireylerin "hak ihlalleri" sonucu uğradığı öznel maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle idari yargı yerlerinde açacakları tam yargı davalarının; hukuksal kimliğinin işyerinde psikolojik taciz nedeniyle açılacak davalara özgü olarak nitelenmelidir. Öncelikle; statü hukuku kapsamında, kurumların üstlendiği kamu hizmetlerinin asli ve sürekli görevlerini belli bir yetki ve hiyerarşi içinde yürüten kamu görevlilerin yetkili merciler ve/veya üst amirleri tarafından görev, görev yeri ve çalışma koşullarının belirlenmesine yönelik işlem ve tasarruflarının kamu yararı amacı dışında amaçlarla, giderek salt kamu görevlisini "psikolojik taciz" amacıyla tesis edilmesinden kaynaklanan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılan davaların; zararı doğuran işlemleri tesis eden ve tasarrufları yapan kamu görevlilerinin "görev kusuru" olarak değerlendirilmesi ve ilgili idareler aleyhine dava açılması durumunda da uyuşmazlığın idari yargı yerlerinde "tam yargı" davası olarak görülmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu kapsamda; ilgililerin kendilerine yönelik işlemlerden kaynaklanan zararlarının tazmini istemiyle açacakları tazminat davalarının "işlemden" kaynaklanan davalar olarak; zararı doğuran işlemle birlikte yada doğrudan veya işleme yönelik olarak açılan davada verilen "iptal" kararı üzerine 2577 sayılı Yasanın 7, 11 ve 12. maddeleri uyarınca dava açma süreleri içinde açılabilecekleri tartışmasızdır. Ancak sözkonusu dava, "işyerinde psikolojik taciz" nedeniyle açıldığı durumda; davanın nedenleri arasında ilgiliye yönelik "idari işlemlerin" bulunuyor olmasının; bu tür davaların salt "işlemden kaynaklanan tazminat davaları" olarak algılanması; hukuk sistemimizde yer bulmaya başlayan "işyerinde psikolojik taciz" nedeniyle oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davaların "maddi çerçevesi ve hukuksal niteliğine" uygun olmadığının kabulü gerekmektedir. Bu tür davalar; zaman içinde fiziksel ve maddi değişikliklere de neden olan idarenin ajanları tarafından tesis edilmiş işlemler yada ilgili kamu görevlisine yönelik tasarruflar ile birlikte bunların oluşturduğu eylemli fiziksel etkiler, verdiği görüntüler ve doğurduğu algıların maddi ve manevi sonuçlarının tazmini istemiyle açılmış davalardır.

Bu bakımdan; dava açma süreleri bakımından kabul koşullarının belirlenmesi için davanın konusu hukuksal sorumluluk nedeni olan "mobbing" kavramının özellikle incelenmesi gerekmektedir. Öncelikle davacının manevi tazminat istemine konu zararlarının nedeni olarak ileri sürdüğü; "işyerinde psikolojik taciz" (Mobbing) kavramının hukuksal olarak koşullarının ve kurucu unsurlarının manevi tazminata ve hukuksal sorumluluk koşullarına özgü olarak irdelenmesi gerekmektedir.

Personel Sağlık Whatsapp grubumuza ücretsiz Abone ol, günlük haberler cebine gelsin. Tıkla

"İşyerinde psikolojik taciz" (mobbing) kavramı; literatürde en yoğun biçimde referans alınan kaynak ve bu konuda ilk araştırmacılardan kabul edilen İsveçli endüstri psikoloğu Heinz Leymann'a göre; "sistematik olarak, bir veya daha çok kişi tarafından genelde bir kişiye yöneltilen ve kişiyi savunmasız ve yardıma muhtaç bir duruma düşürüp, süreklilik arz eden eylemler ile bu halde tutan, düşmanca ve ahlak dışı her tür iletişim" olarak tanımlanmıştır. (LEYMANN, Heinz, "The Definition of Mobbing at Workplaces", The Mobbing Encyclopedia,, http://www.leymann.se/English/12100E.HTM). Amerika Birleşik Devletleri ve Kıta Avrupasında da, bireyin kişiliğine, haysiyetine, fiziksel veya psikolojik bütünlüğüne yönelik her tür saldırgan davranış olarak tanımlanan mobbingin "sistematik ve tekrarlanan" niteliğine dikkat çekildiği görülmektedir.

Uluslararası Çalışma Örgütü'ne göre de mobbing; bir çalışana veya bir grup çalışana intikamcı, acımasız veya kötü niyetli girişimlerle adaletsiz ve sürekli negatif tavır ve eleştiriler, sosyal ortamından izole etme, hakkında dedikodu yapma veya yanlış söylentiler yayma yoluyla zayıflatmak ya da aşağılamak amacını güden eziyet edilmeyi içeren bir psikolojik taciz şeklidir.

Bu durumu ile kamu görevlilerinin statü hukukunun gereği olarak, ancak belli bir hiyerarşi içinde ve idare hukukuna özgü yetki kurallarına dayanılarak ilgililere yönelik olarak çalışma yaşamı ve koşullarına ilişkin olarak tesis ettiği işlemlerin kendi maddi ve hukuksal sonuçlarının, işlemlerle ortaya koyulmayan ve/veya koyulamayan tasarrufların ötesinde; "zaman içinde", "tekrarlanan" ve işlemlerin ve/veya ilgiliye yönelik eylemli tasarrufların neden ve amaç unsurlarından bağımsız olarak kişiye yönelik kişisel psikolojik taciz biçiminde değerlendirilecek öznel etkilerinin ilgilisinde yarattığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle açılan davaların; kabul koşullarının da işlemlere özgü olarak değil, bu işlemlerin kendilerinden bağımsız olarak ilgilisinde yarattığı fiziksel ve ruhsal etkilerine dönük davalar olarak "eylemden" kaynaklanan tazminat davası niteliğinde açıldığının ve ilgililerin bu yönde salt tazminat istemlerine ilişkin olarak yapılmış başvuruların 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi kapsamında yapılmış bir "ön başvuru" olduğunun kabulü gerekmektedir. (Bu değerlendirmede; Danıştay Beşinci Dairesinin 08.06.2016 tarih, E:2016/3154, K:2016/3688 sayılı salt disiplin cezası ve soruşturmalar nedeniyle açılan davanın, işlem üzerine açılmış dava olduğu, ön başvuru yolu aranmayacağı yolundaki kararı da Dairemizce gözönünde bulundurulmuştur.)

Davalının ilk derece mahkemesinin davacının başvurusunun reddine ilişkin işlemin 1.500,00 TL manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının iptali ile manevi tazminat isteminin 1.500,00 TL kısmının kabulüne ilişkin kısmına yönelik itirazının incelenmesinden;

Öncelikle, 2577 sayılı Yasa'nın 13. maddesi uyarınca yapıldığı kabul edilen 28.11.2014 tarihli "ön başvurunun" reddine ilişkin 12.12.2014 tarih, 118854 sayılı işlemin iptali isteminin 2577 sayılı Yasa'nın 14/6 maddesi uyarınca kabul koşulları yönünden incelenmesi gerekmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinde, dava dilekçelerinin; görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet, 3 ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği kurala bağlanmış, 15. maddesinde ise, 3. maddede yazılı hususlarda Kanun'a aykırılık görülmesi halinde verilecek kararlar belirtilmiştir.

2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamında davacı tarafından idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin (ön kararın) iptal davasına konu olabilecek nitelikte kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olmadığı açıktır. (Danıştay Onbeşinci Dairesinin; 26.01.2017 tarih, E:2016/255, K:2017/517 sayılı; Danıştay Onuncu Dairesinin; 23.03.2017 tarih, E:2016/991, K: 2017/1537 sayılı Onama kararları da bu yöndedir.)

Bu durumda, davacıların yukarıda anılan Yasa kuralı uyarınca yaptığı başvuru üzerine davalı idarece alınan "ön kararın" iptal davasına konu olamayacağı, önümüzdeki davanın bu haliyle bir "tam yargı davası" olduğu gözönünde bulundurulduğunda; davanın iptal istemine ilişkin kısmının; 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca esası incelenmeksizin reddi gerektiğinden; işleme yönelik olarak uyuşmazlığın esasının incelenmesine ilişkin ilk derece mahkemesi kararında usul kurallarına uyarlık bulunmamaktadır.

Davacının manevi tazminat isteminin; 1.500,00 TL kısmının kabulüne ilişkin davalı itirazının incelenmesine gelince;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

İdarenin hukuki sorumluluğu; kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi yada manevi zararlarının karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.

İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, kural olarak hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

İdarenin hukuki sorumluluğu, kişilere lütuf ve atıfet duygularıyla belli miktarda para ödenmesini öngören bir prensip olmayıp; demokratik toplum düzeninde biçimlenen idare-birey ilişkisinin doğurduğu hukuki bir sonuçtur. İdari yargı da, bu anlayış doğrultusunda, idare hukukunun ilke ve kurallarını uygulamak suretiyle, idarenin hukuki sorumluluk alanını ve sebeplerini içtihadıyla saptamak zorundadır.

Bu kapsamda; idarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Bu çerçevede, idarelerin işlemlerinden kaynaklanan maddi zararlarının tazmini bakımından işlemlerin hukuka aykırı olarak tesis edilmeleri, bu işlemlerden kaynaklanan gerçek zararlardan hukuksal olarak sorumluluk bakımından yeterli olmakla birlikte; yerleşik yargısal içtihatlarla işlemlerin neden olduğu manevi zararlardan idarelerin hukuksal olarak sorumlu tutulabilmeleri için salt işlemlerin hukuka aykırı olmaları yeterli görülmemiş; hukuka aykırılıkların "ağır hizmet kusuru" oluşturması bir koşul olarak kabul edilmiştir.

Diğer yandan manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir.

Manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekir.

Bu çerçevede, öncelikle davacının manevi tazminat istemine konu zararlarının nedeni olarak ileri sürdüğü; "işyerinde psikolojik tacizin" kavramının hukuksal olarak koşullarının ve kurucu unsurlarının manevi tazminata ve idare hukukuna özgü hukuksal sorumluluk koşullarına özgü olarak irdelenmesi gerekmektedir.

Hukukumuzda, işyerinde psikolojik taciz kavramı Anayasal düzlemde doğrudan tanımlanmamış olsa da, özellikle Anayasanın; "Devletin Temel Amaç ve Görevleri" başlıklı 5'inci maddesinde; "kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları sağlamak" devletin görevleri arasında sayan düzenleme, 10'uncu maddede, "Kanun Önünde Eşitlik" ilkesine yer verilmiş olması ve devletin bu eşitliği sağlamak üzere gerekli tedbirleri alacağı vurgusu, 12. maddedeki; "Herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilemez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu" düzenlemesi ve yine "herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu" yolundaki 17'inci madde düzenlemesi psikolojik tacizin ulusal ve uluslararası hukukta kişilik hakları temelinde yapılan tanımı kapsamında değerlendirilebilecek kurallardır.

Medeni Kanunun, İdare Hukuku alanında da uygulanma imkanı olan "Dürüst davranma" başlıklı 2. maddesinde; herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı kuralı bulunmaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 124. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin Devlet memuru olarak emrettiği ödevleri yurt içinde veya dışında yerine getirmeyenlere, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara, yasakladığı işleri yapanlara durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre 125 inci maddede sıralanan disiplin cezalarından birisi verilir." hükmüne yer verilmiş olup, bu düzenlemeyle Memur Disiplin Hukukunun kamu hizmetinin iyi işlemesi için kamu görevlilerince uyulması gereken iç düzen kuralları bütünü olduğu ortaya konulmuştur.

19.03.2011 tarihli ve 27879 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi konulu 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesinde; Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik tacizin, çalışanların itibarını ve onurunu zedelediği, verimliliğini azalttığı ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilediği belirtilmiş, kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesinin gerek iş sağlığı ve güvenliği gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemli olduğu vurgulanmış, bu doğrultuda çalışanların psikolojik tacizden korunması amacıyla birtakım tedbirler alınmıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca işyerinde psikolojik taciz kavramı; işyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlamıştır.

Yukarıda anılan tanım ve yaklaşımlar bütüncül olarak değerlendirildiğinde; psikolojik tacizin mevcut gücün ya da pozisyonun kötüye kullanılarak; sistematik olarak psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, aşağılama, tehdit vb. şekillerde yansıyan duygusal bir saldırı, kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlayıp; işverenin ima ve alay ile karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeyi de içeren saldırgan bir ortam yaratarak onu işten çıkmaya zorlayan yaş, cinsiyet, ırk ayrımı olmaksızın kişiyi iş yaşamından dışlamak amacı ile kasıtlı olarak yürütülen bir süreç olarak tanımlandığı, sistematik tespitinin yapılması için minimum altı aylık bir sürece yayılmış olması, belli periyotlarda tekrar eden, birtakım evreler içinde geçmiş olan, tekrarlama sıklığı, uzun süre devam etmesi ve davranış tarzlarının kişiye kötü muamele şeklinde olması şeklinde belirtiler göstermesinin arandığı, bu bağlamda anlık stresten kaynaklanan sorunlar ve yukarıda belirtilen şartları taşımayan çatışmalar ve anlaşmazlıkların ise psikolojik taciz olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede; idare hukuku alanında hukuksal sorumluluk nedeni olarak "işyerinde psikolojik taciz" ve bundan kaynaklanan hukuksal sorumluluğa ilişkin normatif bir kural bulunmamakla birlikte; özellikle idare ile statü hukuku kapsamında ilişkisi bulunan kamu görevlilerine yönelik olarak statü hukukundan kaynaklanan hiyerarşi ve yetkiler uyarınca tesis edilen işlem ve eylemlerin ilgilinin manevi değerlerine yönelik olumsuz sonuçlarının manevi tazminat yoluyla giderilmesi bakımından "işyerinde psikolojik taciz"; idari yargı yerleri tarafından kabul edilegelen "ağır hizmet kusuru" koşulunun özgü ve özellikli bir nedeni olarak kabul edilmelidir.

Bu durumu ile işyerinde psikolojik taciz; nedeni olarak ileri sürülen işlem ve uygulamaların yetki, şekil, konu, neden ve amaç unsurları bakımından hukuksal olarak sakat olmaları yanında; aynı zamanda bu hukuka aykırılıkların ilgiliye yönelik olarak yıldırma yoluyla iş yaşamından dışlamak amacıyla ayrımcı, özel bir saikle tekrarlanarak ve kamu yararına yabancı, kişiye zarar verme amacıyla uyumlu belli bir süre ile tesis edilmiş olmaları gerektiği kabul edilmelidir. Bu bakımdan idarelerin yetkili merci yada personelinin; statü hukukundan kaynaklanan hiyerarşik yetkilerini kullanırken ve görevlerini yerine getirirken; hizmetin niteliği ve gerekleri bakımından yetkili ve görevli oldukları konularda, hizmetin niteliği, gerekleri ve işleyişinin gerektirdiği kabul edilebilir amaçlarla ve yetki kuralının öngördüğü konularda tesis ettikleri işlemlerde yada işyeri uygulamalarında salt "amaç ve neden" yönünden hukuksal sakatlıkların; salt ilgililerinin öznel değerlendirmeleri nedeniyle doğurduğu algı ve manevi zararların "işyerinde psikolojik taciz" olarak kabul edilmesine hukuksal olanak bulunmamaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, 10.07.1986 tarihinde açıktan atama ile İktisat Şube Müdürlüğünde daktilograf olarak göreve başlayan davacının 04.05.1995 tarihinde Hesap İşleri Müdürlüğünde Sayman kadrosuna atandığı, 1995 ile 1998 yılları arasında Mülhak Bütçeli Otogar Müdürlüğünde Sayman ve Müdür Yardımcısı, 1998-1999 yıllarında Sebze ve Meyve Hali Müdürlüğünde Sayman, 2000-2001 yıllarında Gelir Müdürlüğünde Müdür Yardımcısı, 2001-2004 yılları arasında Hesap İşleri Saymanı olarak görev yaptığı, 2004/Kasım ayında Maaş ve Tahakkuk Şube Müdürü olarak görevlendirildiği, 2007/Mayıs ayında Maaş ve Tahakkuk Şube Müdürlüğü kadrosunun iptal edildiği gerekçesiyle Sebze ve Meyve Hali Müdürlüğünde görevlendirildiği, Sayman Kadrosunda ve Muhasebe Yetkilisi sıfatını haiz davacıya Sebze ve Meyve Hali Müdürlüğünde kadrosuna ve konumuna uygun görev verilmediği, uygun çalışma ortamı sağlanmadığı, sonrasında yaptığı başvurular üzerine 2008 yılında ...... Genel Müdürlüğünde geçici olarak Strateji Geliştirme Şube Müdürü olarak görevlendirildiği, fakat 2012/Mayıs ayında tekrar Sebze ve Meyve Hali Şube Müdürlüğü emrinde görevlendirildiği ve burada müktesep kadrosuna uygun olmayan işler verildiği, davacının kadrosuna uygun görevlendirme yapılması yönündeki başvuruları üzerine bu sefer ...... Doğal Yaşam Parkı Şube Müdürlüğünde Taşınır Kayıt Kontrol Yetkilisi olarak görevlendirildiği, tüm bu süreç zarfında davacıya müktesep kadrosuna uygun görev verilmediği ya da hiç görev verilmediği, çalışabileceği uygun ortam sağlanmadığı, atıl vaziyette bırakılarak dışlandığı ve yalnızlaştırıldığı, yersiz disiplin cezaları verildiği bu yolla işyerinde psikolojik taciz uygulandığı ileri sürülerek önümüzdeki davanın açıldığı, davacının özellikle atama ve görevlendirmelerine ilişkin veya disiplin cezası ile cezalandırılmasına işlemelere yönelik herhangi bir dava açmadığı, ilgili üst birimlere müktesebine ve gereksinimlerine uygun görev ve görev yeri istemlerine ilişkin başvurularına verilen yanıtları da dava etmediği, davalı idarece davacının sayman kadrosunun mevcut kadrolar arasında bulunmadığı, kendisine verilen görevleri yapmayı kabul etmediği, görevlendirildiği birimlerde çalışma koşullarının sağlandığını ileri sürdüğü anlaşılmaktadır.

Bu durumda; davacının psikolojik taciz olarak niteliği atama, görev ve görev yeri değişikliği, görevlendirme, çalışma koşullarına ilişkin işyeri uygulamalarından oluşan süreçte yasal yetkiler kullanılarak davacının atama ve görevlendirmelerine ve disiplin yönünden cezalandırılmasına ilişkin olarak tesis edilen işlemlerin idarece ortaya konulan neden ve amaçları, çalışma ortamı ve koşullarına ilişkin açıklamaları, tesis edilmiş işlemlerin iptal davalarına konu edilmemiş olması, davacının öznel etkilenmeleri dışında süreç içinde kendisine yönelik işlem, işyeri uygulaması ve eylemlerin "intikamcı, acımasız veya kötü niyetli girişimlerle adaletsiz ve sürekli olumsuz tavır ve eleştiriler, sosyal ortamından uzaklaştırma, hakkında dedikodu yapma veya yanlış söylentiler yayma yoluyla zayıflatmak ya da aşağılamak amacını güden eziyet edilmeyi içeren" uygulamalar olduğunun ortaya konulmamış olması karşısında; salt davacının öznel değerlendirmelerinden kaynaklandığı, giderek süreç içinde tesis edilmiş işlem ve yapılmış işyeri uygulamalarının davacının fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran, ağır bir elem ve üzüntünün duyulmasına veya davacının şeref ve haysiyetinin rencide olmasına neden olan uygulamalar olarak kabul edilemeyeceği görüldüğünden, davacı yönünden ağır manevi zararlar bulunmadığı, davalı idarenin bu zararlardan hukuksal olarak sorumlu tutulmasını gerektirir "ağır hizmet kusurundan" söz etmeye olanak bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacının manevi tazminat isteminin reddi gerekirken, aksi yöndeki manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin itiraza konu kararda hukuksal isabet bulunmamaktadır.

Davacının; ilk derece mahkemesi kararının iptal isteminin kısmen ve manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısmına yönelik itirazının incelenmesine gelince;

Yukarıda davanın kabul koşulları yönünden ve tazminat isteminin esasına yönelik olarak yapılan değerlendirmeler ve kararımızın gerekçesi gözönünde bulundurulduğunda; tazminat istemine yönelik olarak kararda bozulmasını gerektirir usul ve maddi hukuk kurallarına aykırılık bulunmadığı, iptal isteminin reddi yönünden ise, esası incelenmeksizin iptali isteminin reddi gerekirken, esası incelenerek reddedilmesinin ise anılan gerekçe ile sonuç olarak bozulmasını gerektirir nedenlerin bulunmadığı, davacının itirazının reddi gerektiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle;

Dava konusu işlemin iptal isteminin kısmen reddi, kısmen işlemin iptali; 20.000,00 TL manevi tazminat talebinin 1.500,00 TL kısmını kabulü, fazlaya ilişkin kısmının reddi yolunda ...... 4. İdare Mahkemesince verilen 29.02.2016 tarih, E:2015/225, K:2016/366 sayılı karara yönelik davacının itirazının reddine, kararın davacının aleyhine iptal isteminin kısmen reddine ilişkin kısmının gerekçeli, tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının aynen onanmasına;

Davalı idarenin itirazının kabulüne, kararın davalının aleyhine dava konusu işlemin kısmen iptaline ve kısmen tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmının bozulmasına; bozulan kısım yönünden dava konusu işlemin iptali isteminin esası incelenmeksizin reddine; manevi tazminat isteminin reddine;

İlk derece mahkemesi kararının onanan kısmı da gözönünde bulundurularak aşağıda ayrıntısı gösterilen 302,96 TL davacı ilk aşama ve itiraz yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalının aşağıda ayrıntısı gösterilen 100,70 TL itiraz yargılama gideri ile ilk aşamada duruşmaya katılan davacı vekili için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/3 maddesi uyarınca belirlenen 1.510,00 TL avukatlık ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine; peşin alınan posta gideri avansının artan tutarının kararımızın kesinleşmesi üzerine taraflara mahkemesince geri verilmesine; itiraza konu kararın verildiği tarihte yürürlükte olan mevzuat uyarınca kararımızın tebliğini izleyen 15 gün içinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nden karar düzeltme yolu açık olmak üzere; 10.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Personel Sağlık Telegram grubumuza ücretsiz Abone ol, günlük haberler cebine gelsin. Tıkla

Yorumlar (0)
19
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Sağlık Çalışanı olarak aldığınız maaş yaptığınız işin karşılığı mı?
Sağlık Çalışanı olarak aldığınız maaş yaptığınız işin karşılığı mı?