Doktorların uygulama hatalarına dayalı hukuki sorumlulukları (Malpraktis Davaları)

Hekim ile hasta arasındaki ilişkinin temelini güven ilişkisi oluşturmaktadır.

Doktorların uygulama hatalarına dayalı hukuki sorumlulukları (Malpraktis Davaları)
banner71

Hekimlik mesleği riskli bir meslektir veher tıbbi girişim sonucunda ortaya çıkabilecek kötü sonuçlardan hekim sorumlu tutulamaz.Yazımızda malpraktis sonucu hekimin karşı karşıya kalabileceği tazminat veya cezai sorumluluk, gündeme gelebilecek malpraktis davaları ele alınmıştır. Yazının çoğu yerinde hekim olarak ifade edilse de söz konusu sorumlulukların sağlık faaliyetlerini yürüten diğer sağlık personeli ve hekimin görev yaptığı sağlık kuruluşu bakımından da geçerli olabileceğini belirtmek isteriz.

SORU 1: Malpraktis Nedir?

Tıbbi malpraktis (Tıbbi Uygulama Hataları, Hekimliğin Kötü Uygulaması)kavramı, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde genel olarak şu şekilde tanımlanmıştır:“Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir. Hekim veya diğer sağlık personelinin görevlerini icra ederken, hata, ihmal veya kusurlarıyla hastalarına verdikleri zararlardan hem ceza hukuku hükümlerine göre şahsen sorumlu olabileceklerhem de uğranılan maddi ve manevi zararı borçlar kanunu hükümlerine göre şahsi mal varlıklarından tazmin etmekle de yükümlü tutulabileceklerdir.

SORU 2: Hekimlerin tıbbi hatası sonucu cezai sorumlulukları nedir ve nasıl oluşur?

TIKLAYIN

Ceza hukukunda kusur; taksir ve kast olmak üzere ikiye ayrılır. Zararın meydana gelmesinin istenmediği hallerde taksir, bilerek ve isteyerek eylemin gerçekleştirilmesinde ise kast söz konusudur. Hekimlerin tıbbi hata sonucu cezai sorumlulukları çoğunlukla taksir şeklinde ortaya çıkmaktadır.Taksirde kendi içerisinde basit ve bilinçli taksir olarak ikiye ayrılır.

Basit taksir,hekimin zararın meydana gelmesini istememesi ve neticeyi öngörememesi halinde; Bilinçli taksirde ise zararın meydana gelmesi istenmemekle birlikte netice öngörülebilmekte ancak hekimde mesleki tecrübesine güvenerek neticenin meydana gelmeyeceği konusunda bir inanç söz konusu olmaktadır. İkisi arasındaki fark genel itibariyle cezanın miktarının bilinçli taksirde basit taksire göre daha yüksek olması şeklinde ve taksirle yaralamanın nitelikli hallerinde şikayet koşulunun aranıp aranmaması hususunda kendini göstermektedir.

Tıbbi hata sonucu meydana gelen zarar ile hekimin hatalı eylemi arasında illiyet bağının (nedensellik ilişkisinin) kurulamaması halinde eğer hekimin eylemi yine de hukuka aykırılık içeriyorsa taksirle yaralama ya da taksirle öldürme suçundan değil ancak Türk Ceza Kanunu’nun 257/2. maddesinde düzenlenen ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması yoluna gidilebilmektedir.

Hekimin tıbbi hatası sonucu ölüm meydana gelirse Türk Ceza Kanunu‘nun 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçu, ölüm söz konusu olmamakla birlikte hastanın durumunun tıbbi hata sonucu ağırlaşması ya da tıbbi müdahale öncesi var olmayan bir hastalık veya sakatlığının oluşması halinde 89. Maddedeki taksirle yaralama suçu oluşacaktır. (Yazının devamı haftaya…)

AVUKAT EZGİ ENGİN

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER